SöZüN TüKEndiĞi YaMaç ...

10.12.2009 - Kadının Unutturulan Cinselliği ..Kadın Mühendisler Sitesinden A
Kadının Unutturulan Cinselliği
Bilgi Şafak Dugan 
Fizik  Mühendisi

Neyse ki cinselliğini unutmamış, bir nebze olsun özgür, doyasıya, içsel yönelim bütünlüğüyle, cinselliğini yaşayabilen kadınlar var günümüzde.. Peki ya bunu yapamayan cinselliği ile organik tüm bağını yitirmiş, en temel zevk unsurlarından birine küseli yıllar olmuş yada hiç tanışamamış çoğunluk? 

Aslında büyük ölçüde cinsiyet anlayışını da belirleyen, toplumsal sosyalleşmeye bağlı olsa da; cinsellik, seks, aşksal ilişki temel dürtülerimizdendir...Nasıl, hangi koşullarda, kiminle cinselliğimizi yaşayacağımızı, ne kadar özgür olup ne kadar olamayacağımızı belirlemede toplumsal cinsiyet rolleri kesinlikle dürtüleri bile solluyor! Doğal olanı özgürce yaşamak şöyle dursun nerdeyse akli dengelerimizi zorlayacak, duygulanım bozukluğu yaratan bir "mesele" haline geliyor cinsellik kadın için! 

Cinsellikte asıl belirleyici olduğu iddia edilen kadın, genelde kendisine sunulan alternatiflerin içinden tercih yapmak zorunda kalmıyor mu? En modern,okumuş yazmış, entelektüel çevrelerde bile cinsellikte üstlendiği tarihsel rolden ne kadar sıyrılabilip özgün tercihlerini dayatabiliyor kadın? Ola ki dayatıp yaşamaya kalktığında cinselliğin arenası yatakta, rolünün dışına çıkma çabasının ötesine gidebiliyor mu? Hele bu azınlık sınıfın ötesinde, cinselliğini hiçbir şekilde seçme ve yönlendirme şansı olmamış anadoludaki tipik kadın için bir an önce unutulması gereken kötü anılar yığınından ibaret değil mi cinsellik? 

Kaç kadın cinselliğini doğal akışı içinde keşfetme şansına sahip olabiliyor? O kadar zevkli ürpertilerle yaşanması beklenen cinsellik serüveni kaç kadında KORKU- İĞRENTİ- ZORLANMA- KAYGI vs duygular eşlik etmeden yaşanabiliyor? Kadın hangi yaşanmışlıklardan/yaşanmamışlıklardan sonra cinselliğine tümüyle küsüyor? Bir barışma süreci mümkün mü? 


Kapitalist Sistemin Popüler Kültürde Kadın Cinselliğine Bakışı 

Emperyalizm ve muhafazakar siyasi güçler kadının cinselliği üzerindeki kontrolü sürdürmek için farklı taktiklerle aynı amaca hizmet ediyorlar. Bu siyasi zemin, patriarka ve cinsiyetçi tutum birbirini beslemekte . Kadının cinsel imajı giderek şişirilirken , cinselliğine dair birincil roller her daim erkeklerin elinde tutuluyor... Kadın cinsel bir obje olmanın ötesinde bir yer bulamıyor kendine ...Bunu kabullenmek durumunda kalan kadınlar, ikincil rollere razı olmak zorunda kalırken red eden kadınlar nerdeyse "güzel" olmaktan "alımlı" olmaktan kaçınıyor çoğunlukla...Cinsel arenada fikri alınmadan; sadece "talep gören" bir nesneye dönüştürülmüşken bir talep üretmek ahlaksızlığa ortak olmak gibi algılanabiliyor... 

Çıkışsızlığın kronikleştiği kapitalist düzende erkek de kadın da eziliyor...İnsanlarda pek çok alanda faşizan eğilim ve sapkınlık artarken , erkek cinselliği sonsuz tüketici bir sapıklığa , kadının cinselliği ise birincil roller üretmeyi unutmuş cinsiyetsiz bir yapıya dönüşüyor... 

Kadın hayatta kalabilmek ve diğer edinimler için bedeniyle ödeme yapmak zorunda bırakılıyor. Hayatla mücadele ederken bir yandan da kendisine dayatılan cinsiyet rollerini üstlenmeye, kendisine patriark toplum gözüyle bakmaya başlayan kadın, kendi vücudu üzerinde bir kontrolü olmadığına ikna ediliyor! Yoksul kadınlar kapitalist dünyada yerli ve yabancı pazarlarda alınıp satılan, ticarette ciddi bir yer tutan nesneler haline çoktan getirildiler. Her tür taciz, tecavüz, pornografi, seks ticaretinin nesnesi yapıldılar... Cinsel kimliği içinde kendisine biçilen rolü iyi oynamayan kadınlar, nerdeyse yok kabul ediliyor medyada ve diğer iletişim kanallarında.. Genelevlerde-sokakta- telefonda-internette hep seks nesnesi olarak sunulan kadın sinema-reklam-klip vs dünyasında da bundan başka yer bulabilmiş değil kendine.. kadın bedeni o denli teşhir ediliyor ki kadını cinsel obje olarak gözlerimize sokmanın ötesinde,kadın kendi cinselliğine / bedenine yabancılaştırılıyor... 

Popüler kültürde kadına biçilen imge on yıllar içinde elbette evrildi; çok yönlü baskılarla, iffetli bir kadın kalıbını kabullenen "edilgen kadın" dan; hayatlarına çizilen yolda birincil roller üstlenmek isteyen, özgür cinsellik sinyalleri veren "modern kadın"a geçildi. Gelgelelim geleneksel aile yapısı ile toplumsal cinsiyet bakışının oluşturduğu fon çok da değişmediğinden, henüz bu geçiş kadını gerçekten özgürleştiren , cinselliğine saygılı bir noktaya taşınamadı... Doyasıya cinselliği yaşarken onu HAFİF kadın diye niteleyen bir erkek güruhunun içinde; cinsel isteklilik/olgunluk/farkındalıkla ? "namuslu aile kadını" kavramlarının yan yana gelmeyeceğini içten içe bilen kadın sınırsız, sorgusuz seks talep edebilir mi? Popüler kültürde cinsel çekiciliğini yitirmiş kadın, son kullanma tarihi geçmiş bir ürün gibi kenara atıldığında yani tüm değerlerinden ayrıksı ve etkili bir şekilde ona itibar(!) sağlayan bu ikincil cinsellikten soyutlandığında belki geriye, kendi cinselliğini kendi talepleri doğrultusunda yaşamak seçeneği kalıyor ama artık bir ürün olarak talepkarlığı kalmadığından bu yol da çoktan kapanmış oluyor... 

Muhafazakarlık-din-inanç boyutlarında da cinselliğini saklaması-yok sayması dayatılan hep kadınlar. Muhafazakar siyasi güçlerin yükselişi ile yüceltilen tabular, kadın cinselliği hakkında hatalı anlayışlar üretmeye ve bunları beslemeye devam ediyor... Cinsellik kadınlar için bir tabu haline getirildikten sonra erkekler tarafından onu bu kanaldan yönetmek - aşağılamak-ödüllendirmek de kolay oluyor! Bu durum birçok kadının cinselliğe olumlu yaklaşmasını zorlaştırmak ve olumlu cinsel deneyimler yaşama imkanlarına ket vurmakla kalmıyor, aynı zamanda cinsel sağlık, eğitim gibi temel hak ve özgürlüklerini ihlal edip sosyal, ekonomik ve siyasi alanlarda eşit katılıma engel oluyor. 

Bunların hiçbiriyle kadının cinsellik kalesini istila edememişse sistem, ona son çözüm olarak da erkekleşmesini buyuruyor! Kadın için olumlu, sağlıklı , eşitlikçi bir cinsellik ihtimali giderek azalıyor.. 

Cinsel Sömürünün Sınırsızlığı 

Irigaray'a göre,  toplumsal cinsiyet kimliği ile cinsiyet kimliği iç içedir. Kadınlık kimliği olması gerekenin aksine patriark toplum tarafından bastırılmıştır. "Toplumsal cinsiyet farklıdır; kadın deneyimleri erkek deneyiminden farklıdır ve farklı olmalıdır" der Irıgaray. Ancak yaklaşımı bizimki gibi toplumlarda faydalı bir yansıma göstermez; toplumun temel yapısının demokrasiden uzaklığı, özgürlüklerin yaşanılırlık oranı, toplumsal tabular, ekonomik yapı vs her parça yan yana gelişinde bu kadınlık erkeklik yapısının DOĞAL akışını bozar.. 

Küçüklükten itibaren cinselliğini ortaya koymanın -yaşamanın hatta düşünmenin AYIP-YASAK-KÖTÜ olduğuna ikna edilen kadın, tüm kısıtlanmışlık ve bastırılmışlık atmosferinde yapılandırmak zorunda kalıyor cinselliğini. 

Beyninin içine sadece "güzel görünmek, güzel olmak, beğenilmek, itaat" safsatası yerleştirilen, ilk gençlik yıllarından itibaren içinde hissettiği hormonal/cinsel uyanışa yabancılaşması öğretilen, ETKİN bir role girmesinin ayıp olduğu belletilen kadın zincirlerini kırabilir mi gerçek anlamda? Psikanalist Jessica Benjamin "Kadın seksidir ama özne olarak değil, nesne olarak. Kendi arzusundan çok, arzulanmaktan duyduğu hazzı ifade eder; asıl zevk aldığı şey diğerinde arzu uyandırmak, cezp etmektir" derken tam da bunu işaret eder. 

Aile ve evlilik kurumu tek ve en makbul yapı olarak öğretilirken kadının buna sahip olmak için ödeyeceği her tür bedele boyun eğmesi de alt ezber olarak geçiliyor... Eşini, partnerini seçme şansı da genelde bulunmayan kadın her zaman kendisini korumak, hareketlerine dikkat etmek ve evlenene kadar saflık ve masumiyetin ölçütü olarak dayatılan "zar"ını korumak zorunda bırakılıyor... İffetlilik adına ona dayatılan, masum cinselliğiyle ilgili bir dil oluşturamamış kadın gerçek anlamda cinselliğiyle yüzleşemiyor... 

Bu yola girenleri bastırılmış, sakatlanmış bir cinsel kimlik bekliyor çoğunlukla.. Kendisine dayatılan cinsellik öyküsündeki edilgen rolün ötesinde gerçek bir cinsel kimlik, seçici bir cinsel partner olabilir mi? Hele ikinci perdede çoluk çocuğa da karıştıysa kadın, artık cinsel kimliğinden tümüyle arındırılmış, "anne" olmuş oluyor Anne olan kadın geleneksel aile kurumunun cenderesinde robotik görevlerle, insan üstü bir çabayla, yuva sürdürücülüğü yaparken, kendine -bedenine-cinselliğine yabancılaşmasının "ücret"i aile sahibi kadına gösterilen görece saygıyla ödeniyor...Kadın "iş güvencesi", "sigortası", "seçme ve yükselme şansı" olmayan bu kadrodan rahatsız!.. rahatsızlığını pratiğe döken, ya bu işlere hiç bulaşmamış ya da istifa etmiş kadınları da pek çok tuzak bekliyor!.. Çalışma şartlarının ağırlığından cinselliğini hatırlamayan evli kadınlar kadar bu tabu yıkıcı kadınlar da köşeye sıkışmış durumda... Kadınlığının aile içindeki sömürüsünden kurtulan kadınları, yalnızlığın sapkın beyinlerdeki ilk çağrışımı olan "sahipsiz"liğin hoyrat ele geçirme /kullanma senaryoları, saygısız bir aşağılanmayla adlandırılmanın yıpratıcılığı bekliyor... Ayrıca cinselliğini tabulaştırmayan kadının cinselliğinin estetize edilmesi yapaylaşması tuzağına da düşmemesi gerekiyor .. evli kadını kocası sömürürken; başkaldırıya yeltenen kadınları toplumun farklı kesimleri farklı şekillerde sömürebiliyor. 

Yetişme çağında erkekler cinsel teşebbüslerde bulunmaları için toplum tarafından teşvik edilirken, kızların cinsellikle ilgili konuşmaları ayıp ve yasaktır.. Kadın genellikle cinsel deneyim edinemez yada pek çok alanda olduğu gibi cinsellik alanında da, deneyim ve birikimlerini erkek kadar kullanamaz. Deneyimlilik geçer akçe olmadığı gibi yersiz eleştirilere odak olabilir. Hatta toplumun değişik kesimlerinde cezalandırılır!. "Erkekler bu konuda öyle iki yüzlü davranır ki; el değmemişliği masumluk ölçüsü olarak tanımlarken aynı zamanda yatakta çılgınca sevişmeler ister kadından! Bunu gerçekleştiremeyenin kadınlığını aşağılayıp aldatmaya hak görürken kendinde; becereni kıskanıp öldürebilir!... 

Kadınlara yönelik, sınırsız, çok yönlü ve acımasız "cinsel sömürü" o denli yaygın, alışıldık ve ısrarcı ki; aymak ve mücadele etmek pek çok kadın tarafından bile yadırganmakta ve belki de engellenmekte.. En başta kendi yakını, annesi, ablası komşusu, iş arkadaşı vs engelliyor kadının cinselliğini keşfedip yaşamasını.. 


Sonuçta Kadın Cinselliğine Küser 

Kadının bedenine-cinselliğine küsüşünün nedenlerini toparlamaya çalışırsak 

Günlük yaşam rollerindeki etkenler; 
Kötü ve yetersiz cinsel deneyimler, 
Evlilik/ilişki içinde "görev"e dönüşen seks, 
Cinsel korkular -aygılar (tecavüz ,taciz, aşağılanma, cinsel hastalıklar, seçeneksiz doğurganlık, vs) yaşama veya taşıma, 
Cinsel isteklerine odaklanamama, 
İş hayatında, erkeklerle benzer haklara sahip olabilmek için kadınlığını yok saymak zorunda kalma,
Seksin "yapma" ve "yapılma" durumuyla ilişkilendirilmiş olmasındaki sıkıntılar, 

Toplumsal yapının çarpıklığından kaynaklanan etkenler; 
Cinselliğiyle doğalitesinde tanışamama-yüzleşememe, 
Cinselliğinden utanma, 
Cinselliği ve sorunlarını konuşamama, tedavi görmeme, 
Cinsel hastalıklardan korunma bilgisi eksikliği, 
Cinsel deneyim azlığı, 
Ahlaki ve dini baskılar, 
Kadının cinsellik konusunda pohpohlanmaması , 
Cinsel partnerini seçememe, 
"Annelik"e yüklenen aşırı kutsayıcı anlamlar, 
Cinselliği kadın için ya aile içinde yada fuhuşta yaşanılırlıkla sınırlama, 
Bakireliğe yüklenen anlamlar bütünü, 
Cinsiyet ayrımcılığı temelinde kadının cinsiyet rolünün sınırlandırılmışlığı,
Sekste erkeğin hayal gücüyle sınırlandırılmak, 
Birincil cinsellik rolünün kadına verilmemesi,
Tabu-yıkıcıcılığı üstlenip, kadın imajını yıkabilmek adına içsel beğenisine kulak tıkamak, 

Popüler Kültürden kaynaklanan etkenler; 
Oluşturulan "kadının beden imgesi"ni red etme 
Oluşturulan "kadının beden imgesi"nin içini dolduramama kaygısı (!), 
Kendine biçilen rolü ret için cinselliğini baskılama, 
Kendini ayrıcalıklı ve arzu nesnesi olarak görmekle değer edinmeye koşullandırılan kadının yaşlanma sürecindeki çelişkisi, 
Yeterince güzel/çekici   olmama kaygısı, 
Çok sık kadın bedeniyle karşılaşma sonucu, bedenine yabancılaşma, 
Kadın bedeninin, "mal" olarak alınır satılır hale getirilerek aşağılanması,
Kadının beden ve cinsellik kontrolünün kadınlara verilmemesi, 


Cinsellik Hakkımızdır

Kadın kendi cinsel devrimini gerçekleştirmek, bedeni ve ruhunu ele geçirmek , kendini özgürleştirmek zorundadır. Bu mücadelede yer almak isteyen erkeklerin samimiyetini ise öncelikle patriarkada kendilerine dayatılan "ezen", "yapan", "birincil" rollerini sorgulayıp red edebilmesiyle ölçmeliyiz. Sonra belki kadın olmayı güzel ve etkileyici olmaya indirgeyip, cinsel nesne olmanın ötesinde bir rolü gönüllülük verip vermediklerine bakmalıyız! 

Kadının artık bir mal/cinsel bir meta olarak görülmemesi için erkek üstünlüğüne dayandırılan çarpık sisteminin tümüyle mücadele etmek gerekiyor... Bu anlamda pek çok kadın STK'u kadının cinselliğiyle ilgilenmişlerdir; Kadının İnsan Hakları-Yeni Çözümler Vakfı'nın hazırladığı 2004/Temmuz tarihli raporda kadının tüm cinsel hakları belirtilmiş ve Cinsel Hakların insan haklarından olduğu vurgulanmıştır... Daha coşku dolu, mutlu, tatminli cinsel yaşamlar ve ruh sağlıkları için bu ilginin sürmesi ve mücadelenin artırılması kaçınılmazdır. Ancak bundan sonra bir barışma söz konusu olabilir.  
yok YorumYorum yaz!Bağlantı

4.3.2009 - Hayatı kovalasak kaçmaz mı?

İnsan 25 olmamışsa henüz, her şeye yetişeceğini, her şeyi yapacağını düşünüyordur büyük olasılıkla.. en azından daha yapacağı, dönüşeceği, olacağı, asla olmayacağı, elde edeceği, sunacağı  kuracağı, yıkacağı, yakalayacağı, kaçacağı, gideceği, yiyeceği  çok şey olduğunu..  Küçükken algılamaya  anlamaya çalıştığı dünya ayaklarının altında serilidir sanki.. peşinden koştuğu, dahil olmaya çalıştığı yetişkinler dünyasının kıyısındadır artık..  hayatın-insanların-sistemin  onu yavaş yavaş yoracağından habersiz uzun yol koşucusu olmaya adaydır.. standart bir 45’liğe göre idealisttir, içtendir.. tüm kapıları aşka, deneyime, başkaldırıya, sorgulamaya, karşı çıkmaya, rest çekmeye açıktır.. çoğunlukla korkuya yada daha yumuşak ifadesiyle, tam çözemediği belirsizliğiyle yaşamın kendisine karşı duyduğu ürpertiye de açıktır.. en özgüvenlisinden en pısırığına bir ihtimaller yığınıdır 25’lik bir insan.. ilk cinsellik deneyimleri, ilk aşk, ilk ihanet, ilk üretim, ilk toplumsal başarı,ilk hayal kırıklığı, ilk sorumluluk  vs. yaşanmış yada yaşanmak üzeredir..  çocuksu bencillikten çıkıp,  yeniyetmelere özgü “isyankarlığını gerekçelendirme” hevesinden uzaklaşmaya başlamıştır.. hem ucundan yakalamış, neresinde duracağına dair bir fikir oluşturmuştur yaşamın, hem de daha henüz tam HAYAT İNSANI (feminist yanım hayat adamı yazdırmadı) olmamıştır.. hep karşısına dikilip duran DENEYİMSİZLİK sopası vurmaktadır kafasına..

Peki sonra nolur?

Deneyimlenir..

Bu deneyimlerin “alım gücü” manevidir ve genelde  insanı  eksiye götürür.. daha az gülmeye, çılgınlık yapmaya, güvenmeye; daha çok çalışmaya, bağımsızlaşmaya, empati kurmaya, korkmaya, kararsızlığa;  daha mütevazi hayaller kurmaya, daha az şeye itiraz etmeye, daha çabuk yorulmaya, daha az gezmeye, daha az konuyu- alanı merak etmeye (bir anlamda uzmanlaşmanın da etkisiyle), daha kalbi kırık, güvensiz olmaya başlar insan..  etraftan “ne de olgun bir insan” olduğunu duymaya başladığında artık bir açıdan çok geçtir.. güvenilir olmak; ev kiralamak, evlenmek, kredi çekmek, iş bulmak vs. için olmazsa olmaz  doneler, onun omuzlarını çökerten birer külçedir şimdi..

İtaatkar olunmaya başlanmışsa da tümüyle teslim olunmaz elbet.. ısrarla ve inatla tüm dünya görüşümüzü-zekamızı-ilişkilerimizi-birikimimizi kullanarak TİPİK bir YETİŞKİN olmamaya çalışırız.. hele de eğitimliysek, hele de sorguluyorsak, hele zaman zaman aykırılıklar yapma lüksümüz olmuşsa geçmişte.. bize sunulan güvenli-sıkıcı yaşamdan payımıza düşeni almaya başlamanın bedelini tam teslimiyetten uzakta ararız.. kimimiz sonuna kadar kimimiz bir yere kadar! Tüm bunların dışında kalan, kategoriler üstü;  bir türlü büyümeyen, öğrenmeyen,ders almayan, asla teslim olmayan, direnci yüksek bir grup insan türü de mevcuttur.. Daha çok şey sığdıran yaşamlarına.. “Çocuk da yaparım kariyer de “ciler  de biraz bu gruptadır.. her şeyi birden elde etmek-yaşamak isteyenlerden!.. Hayata erken başlayanlar, geç bitirmeye kararlılar da var..  13’ünde Oxfort’u bitiren, 5 yaşında en çok dinlenen senfoniyi besteleyen..   70’inde  çocuk yapan da, 60’ında 20’liklere taş çıkartan seks idolleri de..

Mozart ilk eserlerini 5 yaşında  vermiş..

30’lardan sonra  bir telaş sarar;  yakalanmışlar/yaşanmışlıklar  az gelir bazen.. bu yüzden sanırım; hayatı kaçırmak istemeyenlere yol gösterecek listeler dolanıyor ortalıkta (*70 Things To Do Before Having Children, **100 things to do before you die…)..

Hayatı yeterince hızlı kovalarsak, kaçamayıp yakalanır mı sanki bize?

Hayat durmaz.. devam eder.. her edinim bir bedel ödetir, bir şeyden vazgeçer başka bir şey ediniriz.. kovalarız ya yaşamı, hayat bazen kaçar, bazen bizi içine alır –bütünleşir bizimle..  bir yanına doyarken bir yanından mahrum kalırız; hafta sonu iyi bir eş-anne olup çocuğunla uğraşabilirsin  veya bir rafting turuna katılabilirsin…

Dünyadaki her şeyi denemeye-her yere gitmeye –herkes olmaya ömür yetmez.. Atom hem parçacık hem dalga gibi davranmaz.. ya o ya o.. amaaaaaa denemeye devam.. yapılan bir tür danstır aslında.. ödettiği bedellerle, yakaladıklarımız kaçırdıklarımızla  iyi ki de böyle!..

Yapamadıkları için pişmanlık çekmektense yapabildiklerinin tadını çıkaranlara..

Bilgi Şafak DUGAN


*70 Things To Do Before Having Children
http://www.marcandangel.com/2008/08/25/70-things-to-do-before-having-children/

**100 things to do before you die. . .
http://brass612.tripod.com/cgi-bin/things.html

Resim alıntı linkleri
http://www.mind-body-science.com/images/frantic.jpg
http://www.musicwithease.com/mozart-03.jpg

2 YorumYorum yaz!Bağlantı

11.5.2008 - Bilgi Şafak DUGAN (Hıdıroğlu) - İşin içinden birlikte çıkalım!

İşin içinden birlikte çıkalım!

                                                     
Dünyanın çivisi çıkmıştı çoktan  biliyoruz..

Ülkenin de çıkmıştı..

Bunu da biliyoruz..

Bu umutsuzluk denizinden hep birlikte çıkabileceksek çıkacağız yoksa daha derine daha.. dahhhaaa.. dibeee..

Aynı olay/kavram karşısında farklı düşüncelere/yaklaşımlara  saygı duymak ; farklı düşüncelerin de yaşamasına izin vermek; yok etmeyi düşünmemek bir anlamda DEMOKRASİNİN tanımı oluyor..

Ama iyiden-doğrudan-ezilenden-mağdurdan-insandan yana olmayan bir yaklaşımı alkışlamamak da gerekiyor…

Sessizlik bazen alkışlamak anlamına geliyor…

Bozalım sessizliğimizi..

Kürt halkının bir sıkıntısı var…yılların getirdiği ezilmişliği-istekleri-talepleri var.. biz tüm bunları algılamadan/anlamadan kolaycı-faşist bir tutumla “bunlar PKK’lı , Öcalan’ın kuklaları, vatanı bölmek istiyorlar” diyip nasıl çıkabiliriz işin içinden?..

Ben çıkamam.. çıkamıyorum..

Cinsel tercihinden dolayı dışlanan, aşağılanan, sömürülen insanlara reva görülen “bu da hak ediyor..malın gözü..” yaklaşımıyla ne elde edilebilir.. bunun bir hastalık olmadığı, içsel bir tercih , yadsınamaz bir edim olduğunu anlamıyorsak ; homofobiksek nasıl çıkacağız işin içinden…

Ben çıkamam..

Küçücük kızlara işkenceler, tecavüzler bu kadarcık yadırganıyor, tecavüzcüler, tazcizciler elini kolunu sallayarak ortada geziyorsa ; sırıtkan bir cesaretle ekranlara çıkıp gözümüzün içine bakıyorlarsa, üstelik yandaş da buluyorlarsa nasıl çıkılacak işin içinden?

Ben çıkamam..

Karakolda, cezaevinde DEVLET güvencesinde olması gereken zanlı veya suçluya alenen işkence yapılıyor ve ne garip bir türlü ispatlanamıyor, davalık devlet görevlileri bir şekilde korunuyor ; böylelikle devletin namusu korundu sanılıyorsa nasıl çıkılır bu işin içinden?

Ben çıkamıyorum..

Başbakan çıkıp “Eğer siz vatandaşın mağazasının camlarını indirirseniz, vatandaşın hayatına kast ederseniz hayatına kast ettiğiniz vatandaş kalkıp da eğer elinde böyle bir tedbiri böyle bir imkanı varsa, o da kendini savunma yoluna gidecektir” diyebiliyorsa.. nasıl çıkılır bu işin içinden…

Ben çıkamıyorum..

Doğalgaz yılda %82 zam görüyorsa nasıl çıkılır bu işin içinden?

Her hangi bir kavram insan canından –mutluluğundan – geleceğinden daha önemli tutulur ve uğruna binlerce insan öldürülürse nasıl çıkılır bu işin içinden?

Ben çıkamıyorum…

Atatürkten bir tanrı yaratmaya çalıştıkça , dincilere-yobazlara  karşı tek kurtuluş olarak gördükçe.. diyalektik bir yaklaşım uygulayamayacak kadar körleşildikçe nasıl çıkılır işin içinden?

Ben çıkamıyorum..

Dertleri din-inanç vs olmayan , çıkarlarının peşinde olan bir kitle ülkenin gördüğü en dini bütün ekip olarak algılanırsa , muhalefet oyunlarını ortaya çıkarmak yerine kör dövüşüne girerse nasıl çıkılır bu işin içinden..

Ben çıkamıyorum..

Biliyorum benden başka da çıkamayanlar var işin içinden..

Direnelim…

Doğrunun yanında olalım..

Elimizden ne geliyorsa yapmaktan geri durmayalım..

 

Bilgi Şafak DUGAN (Hıdıroğlu)
yok YorumYorum yaz!Bağlantı

10.23.2008 - Wolfgang Borchert (Celal Üster Çevirisi ile)- HAYIR DE!

SONRA YAPILACAK TEK ŞEY VAR

Sen. Makinenin başındaki adam, atölyedeki adam. Yarın sana su boruları ve yemek kapları yapmayı bırakıp miğferler ve mitralyözler yapmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!
Sen. Tezgâhı ardındaki kız ve büroda çalışan kız. Yarın sana el bombalarını doldurmanı ve keskin nişancı tüfeklerine dürbün takmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!
Sen. Fabrika sahibi. Yarın sana talk pudrası ve kakao yerine barut satmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!
Sen. Laboratuardaki araştırmacı. Yarın sana eski yaşamı yok edecek yeni bir ölüm keşfetmeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var:
HAYIR de!
Sen. Odasındaki şair. Yarın sana aşk şarkılarını bir yana bırakıp nefret şarkıları söylemeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var:
HAYIR de!
Sen. Hastasının başındaki hekim. Yarın sana cepheye gönderilecekler için sağlam raporu yazmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!
Sen. Kürsüdeki rahip. Yarın sana cinayeti kutsamanı ve savaşa övgüler yağdırmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!
Sen. Gemideki kaptan. Yarın sana buğday taşımayı bırakıp tank ve top taşımanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!
Sen. Havaalanındaki pilot. Yarın sana kentlerin tepesine yakıp yok eden bombalar yağdırmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!
Sen. Dikiş masası başındaki terzi. Yarın sana asker üniformaları dikmeye başlamanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!
Sen. Cübbesinin içindeki yargıç. Yarın sana askeri mahkemeye gitmeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!
Sen. Tren istasyonundaki. Yarın sana cephane ve asker taşıyan trenlerin kalkması için sinyal vermeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!
Sen. Köydeki. Sen. Kentteki. Yarın askere alma belgeleriyle kapına dikilirlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!
Sen. Normandiya’daki ana, Ukrayna’daki ana, sen San Fransisco’daki ve Londra’daki ana. Sen Hoang Ho ve Missisippi kıyılarındaki ana. Sen, Nepal’deki ve Hamburg’daki, Kahire’deki ve Oslo’daki ana; yeryüzünün dört bir yanındaki analar, dünyanın tüm anaları, yarın size askeri hastanelerde hemşirelik yapacak, yeni savaşlarda savaşacak çocuklar doğurmanızı emrederlerse, yapacağınız bir tek şey var: HAYIR deyin!.. Analar, HAYIR deyin!
Çünkü hayır demezseniz analar, eğer hayır demezseniz, işte o zaman, Pus çökmüş, gürültülü liman kentlerinde iniltiler çıkaran koca gemiler suskunluğa bürünecekler ve su almış dev mamut kadavraları gibi, rıhtımların yosun ve midye bağlamış, ölgün, ıssız duvarları önünde miskin miskin yalpalayacaklar; daha önce ışıltılar saçan o görkemli gövdelerden, bir balık mezarlığı gibi, çürük, sayrı, ölü kokular yayılacak...
Tramvaylar, iç karartıcı, aynalı kuş kafesleri gibi eğrilip bükülecekler ve bombaların açtığı çukurlarla kaplı, yitik sokaklardaki damları delik deşik barakaların ardında, teller ve rayların şaşkın çelik iskeletlerinin yanı başında, patlamış taç yaprakları gibi öylece uzanacaklar...
Çamur rengi, ağır, kurşun gibi bir sessizlik ortalıkta kol gezecek; tüm oburluğuyla büyüyerek, okullara, üniversitelere, tiyatrolara, spor alanlarına, çocuk bahçelerine ürkünç, açgözlü ve önlenemez bir biçimde çöreklenecek...
Bunların hepsi olacak...
Altın sarısı, sulu üzümler bakımsız yamaçlarda çürüyecek, pirinçler kıraç topraklarda kuruyacak, patatesler sürülmüş tarlalarda donacak, ölü sığırların kaskatı kesilmiş bacakları ters çevrilmiş süt sağma tabureleri gibi göğe dikilecek....
Enstitülerde, büyük hekimlerin dahice buluşları çürüyüp küf tutacak....
Son un çuvalları, son çilek reçeli kavanozları, balkabakları ve vişne suları mutfaklarda, odalarda, kilerlerde, soğuk hava depolarında ve ambarlarda bozulup heba olacak; devrilmiş masaların altındaki, paramparça tabaklardaki ekmek küf bağlayacak, erimiş tereyağlar arap sabunu gibi kokacak; tarlalardaki ekinler, paslanmış sabanların yanı başında bozguna uğramış bir ordu gibi boyunlarını bükecekler; fabrikaların çimenle örtülü tüten bacaları un ufak olacak....
Sonra, deşilmiş bağırsakları ve zehirlenmiş ciğerleriyle son insan, ışıldayan güneşin ve yanıp sönen takımyıldızların altında bir başına dolanıp duracak; bir deri bir kemik kalmış, çılgına dönmüş son insan uçsuz bucaksız mezarlar, dev beton blokların soğuk putları ve ıssız kentler arasında yalnız başına bir küfür gibi dolanırken şu korkunç soruyu soracak: NEDEN? Ve bu soru bozkırlarda hiç duyulmadan yitip gidecek,yıkıntılar arasında sürüklenip kiliselerin molozları arasında yok olacak, girilmez yer altı sığınaklarına çarpıp parçalanacak.
Son hayvan-insanın son hayvansı çığlığı hiç duyulmadan, hiç yanıtlanmadan kan göllerinde boğulacak....
Bunların hepsi olacak, yarın, belki bu gece, eğer... eğer... eğer...
HAYIR demezseniz!
Wolfgang Borchert (Celal Üster Çevirisi ile)- HAYIR DE!
yok YorumYorum yaz!Bağlantı

5.2.2008 - 1 Mayıs......1.Mayıs.2008 !

UAÖ: 1 Mayıs'ta Yaşanan Polis Şiddeti Soruşturulmalı

Af Örgütü, dün İstanbul'da polisin aşırı güç, işkence ve kötü muamele ettiği; barışçıl gösteri hakkının ihlal edildiğini söyledi ve soruşturma başlatılmasını istedi.

BİA Haber Merkezi - İstanbul

02 Mayıs 2008, Cuma

 

Uluslararası Af Örgütü (UAÖ), 1 Mayıs'ta İstanbul'da polisin göstericilere karşı aşırı güç kullandığı, gözaltına alınanlara kötü muamele, işkence yapıldığı ve barışçıl gösteri hakkının ihlal edildiğinden "endişelendiğini" söyledi.

1 Mayıs öncesinde İçişleri Bakanı Beşir Atalay'a bir mektup gönderen Avrupa ve Orta Asya Program Direktörü Nicola Duckwoth, şöyle demişti:

“Barışçıl gösteriler düzenleme hakkı Uluslararası İnsan Hakları mevzuatında, barışçıl toplanma özgürlüğü hakkı tarafından korunmaktadır. Bu hak üzerine getirilen herhangi bir kısıtlama sadece kanunlar tarafından emredilen ve ancak ulusal güvenliği, kamu düzenini veya başkalarının haklarını ve özgürlüklerini korumak için demokratik toplumda gerekli olan durumlarda getirilebilir.”

UAÖ, Newroz ve sonrasında yaşanan olayları da hatırlatarak şöyle dedi:

"1 Mayıs 2007’de İstanbul’da düzenlenen barışçıl gösteriler sırasında ve sonrasında polis göstericileri dağıtmak için cop ve gözyaşartıcı bomba kullanmıştır. 38 kişi, gösteriler sırasında polisler tarafından yaralandıklarını ileri sürerek suç duyurusunda bulunmuştur.

Fakat, 12 Mart 2008’de Başsavcı uygulanan gücün yasal olduğunu açıklamıştır, çünkü gösteriler izinsiz yapılmıştır. Bu karar, toplanmanın izinli veya izinsiz yapılmasından bağımsız, yasa uygulayıcıları tarafından uygulanan gücün orantılı olması gerekliliği ile çelişmektedir." 

Duckworth, yaptığı yazılı açıklamada “Polisin göstericilere ve gözaltındakilere karşı aşırı güç kullanması iddiaları düzenli olarak olması gereken şekilde -derhal, tarafsız bir şekilde ve etkili bir biçimde- soruşturulmuyor. Bu, yasa uygulayıcıları tarafından yapılan insan haklar ihlalleri için fiili dokunulmazlığı doğurur” dedi.(EÜ)

 

 

*****************************************************

"Vali Telefonda 'Bir Şey Yapamam, Emir Aldım' Dedi"

1 Mayıs'ta DİSK binasından Vali Güler ve Bakan Atalay'la görüşen CHP Milletvekili Sevigen, 1 Mayıs'taki polis şiddetinin tamamen bir hükümet organizasyonu olduğunu söyledi. "O polisin tekmesi, aslında İçişleri Bakanı'nın tekmesidir."

 

BİA Haber Merkezi - İstanbul

02 Mayıs 2008, Cuma

1 Mayıs'ta polisin gaz bombası attığı Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) binasındaki Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekillerinden biri de Mehmet Sevigen'di.

bianet'in görüştüğü Sevigen, İstanbul Valisi Muamer Güler'le ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay'la telefonda konuşarak insanlara şiddet gösterilmesinin durdurulmasını istedi. Ancak, Vali Güler'in bir şey yapmasının mümkün olmadığını, talimat aldığını söylediğini aktaran Sevigen, Bakan Atalay'ın da geri adım atmadığını bildirdi.

"Vali'nin inisiyatifi yok. Tamamen emir kulu. Oysa toleranslı davranılsaydı, kriz yönetilebilirdi. Sendikaların inisiyatifi olmasaydı, durum çok daha farklı, kötü olurdu."

Sevigen: O tekme aslında Bakan Atalay'ın tekmesi

Sevigen 1 Mayıs'taki polis şiddetinin hükümet tarafından çok daha önceden organize edildiğini düşünüyor. "Yerdeki kadına tekme atarken gördüğünüz o polis var ya... O tekme, o postal, aslında İçişleri Bakanının tekmesi, postalıdır."

"İçişleri Bakanı, Başbakan, Vali günler öncesinden tahrik ettiler. Ortalığı gerdiler. Bunun siyasi bir karar olduğunu görmek gerek. İnsanlar 1 Mayıs'ı kutlamak istiyordu. Hükümet bunu sağlayabilirdi."

"Milletvekilleri olmasaydı DİSK binasını mahvedebilirlerdi"

Sevigen "Keşke herkesi koruyabilseydik" diyor; ancak DİSK binasının içindekileri ve çevredekileri koruyabildiklerini söylüyor. "Bu kadar acımasız olmak ne demek? Burada hükümetin tahriki var. Eğer milletvekilleri olmasaydı, DİSK binasını mahvedebilirlerdi."

CHP olayı Meclis'e taşıyor

Sevigen CHP'nin 1 Mayıs'taki polis şiddetini Meclis gündemine taşıyacaklarını, soru önergesi vereceklerini ve sorumluların açığa çıkmasını istediklerini söyledi.

"Yanlarına kalmamalı"

Sevigen hükümet ve sorumlular için "Bu yanlarına kalmamalı" diye konuştu.

Faruk Çelik izahatı yanlış yerden istiyor

Çalışma Bakanı Faruk Çelik, 1 Mayıs'la ilgili bugün "Polisin bu şekilde, işin başlangıcında sert davranmasının, polis, emniyet, güvenlik açısından, mülki amirler tarafından bir izahı gerekiyor" dedi.

Sevigen'in Vali'nin sözlerine ilişkin anlattıklarıysa izahatın hükümetten gelmesi gerektiğini gösteriyor. (TK/GG)

 

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

1.15.2008 - NAMUS!

 

 

Namus nedir?

 

Bu soruyu FİLMMOR'un düzenlediği   5. Uluslarası gezici filmmor Kadın Filmleri Festivalindeki kısa filmlerin birinde sormuşlar ..

çok ilginç yanıtlar-yanıtsızlıklar var bu kısa filmde..

İnsan bu ülkede insanların beyninde zınk diye bir tanımı var sanıyor değil mi bu kavramın.. izleyin görün bakalım var mı?

http://www.youtube.com/watch?v=AK79ITg12pQ&NR=1

 

Uğruna canlar alınan, cinayetler işlenen, herkesin hep kendinde olduğunu ve kimsede olmadığını düşünedurduğu ; pek çok dilede karşılığı bile olmayan bu kavram zihnimde ünleyip duruyor..

 

Türk Dil Kurumunun resmi sözlüğüne bakıyorum ; şöyle karşılık buluyor "namus":

 

1 .     Bir toplum içinde ahlak kurallarına karşı beslenen bağlılık.
2 .     Dürüstlük, doğruluk.

 

 

 

 

 

Bu mudur namus ? yurdumda kaç insanın belleğinde bu tanımlamayla sınırlıdır.. cinsellikle/bacak arasıyla ilgili olmayan ; yani kadına yamanmayan bir namus anlayışı var mıdır? "Namuslu adam" deyince : işini gücünü doğru yapan , kimseye zarar vermeyen hadi çok zorlarsak kimsenin karısına kızına bakmayan adam gelir belleklere.. "namuslu kadın" deyince ise tek bir çağrışım: cinselliğini unutmuş-cinsellikle işi olmayan kadın!..

 

yok artık yani..

 

yada tam tersi.. namussuz adam çok dürüst olmayan, para-alışveriş işlerine hile katan adamdan ibarettir.. ama namussuz kadın!..

 

Gerçekten trajikomik durum..

 

Bilgi Şafak Dugan

 

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

12.7.2007 - Biz adam olmayız!

Eşit paylaşımcı ekonomik bir sistem içselleştirilmedikçe,

Aydınlanmacı politikalar benimsenmedikçe,

"Eğitim" konusunu uzun erimli çok yönlü planlama kapsamına almadıkça,

İrdeleme/düşünme yerine içgüdüsel tepkilerle (milliyetçilik,inanç..vs) kitleleri yönetmekten vazgeçmedikçe,

Sosyal haklar ve özgürlükler için örgütlenmekten korktukça,

Tüm vatandaşların haklarını eşit ölçüde savunmadıkça,

Kadına eşit haklar sağlamadıkça,

Töre cinayetleri başka kisveler altında sürerken yeterli önlem alınmadıkça,

Aile içi şiddet doğal karşılandıkça,

Engellilerin yaşam koşullarını kolaylaştırmadıkça,

Çocuk haklarını yasal güvence altına almadıkça,

Cinsel ayrımcılık , homofobi takıntılarını aşmadıkça,

Cezaevlerindeki yaşam koşullarını ve tutuklu haklarını düzeltmedikçe,

Gençlerin potansiyeline saygı duyup onları doğru alternatiflere yöneltmedikçe,

Doğayı ve çevreyi korumayı içselleştirmedikçe,

Hayvan haklarını yürürlüğe-işlerliğe sokmadıkça,

Trafikle ilgili her tür yasal ve eğitsel çalışma tamamlanmadıkça;

Silahsızlaşmayı yaygınlaştırılmadıkça;

 

BİZ adam OLMAYIZ!

 

Bilgi Şafak Dugan

 

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

10.19.2007 - BARIŞ İSTİYORUM!..

Ülkemde barış istiyorum..

TEZKERELER-SINIR ÖTESİ OPERASYONLAR-KARŞILIKLI KATLİAMLAR istemiyorum..

koşulsuz; sınıfsız; sınırsız barış!..

Türk anaları da Kürt anaları da ağlamasın istiyorum..

Savaş ölen canlardan başka hiçbirşeyi dönüştüremez..

Onca yiğit-kadın-çocuk ne uğruna niye ölüyor!..neden sakat kalıyor; ruhsal bedensel..

"Düşman" tanımı neden bu kadar muğlak? ...Katili-düşmanı PKK diye/Ermeni diye/Alevi diye tanımlarken bize verilen verilerden nasıl emin oluyoruz? Devlet olarak yanlış uygulamalar yapılmadığından nasıl emin oluyoruz? Emekli olduktan sonra ölümüne yakın itiraflarda bulunan generalleri bekleyecek kadar zamanımız var mı?

Barışçıl çözüm önerileri neden denenmiyor...

üstünden pazarlık yapılan şey CAN!.CAN.. İNSAN....

İnsanlar nasıl bir cüretle ağızlarından salyalar akarak savaşı pompalıyor?

Savaş kimin işine yarıyor?

İnternette dolaştırılan öldürülmüş/katledilmiş canların katilinden nasıl da emin oluyoruz?

Oyun içinde oyun olduğundan neden şüphelenmiyoruz?

Tüm oyunları bozacak tek çaresinin BARIŞ olduğu neden ağızbirliği edilerek atlanıyor..

Neden tüm medya savaş tamtamları arasında kışkırtıcılık yapıyor..

Barış için hiçbir çaba harcamayı desteklemeyen, kör milliyetçiliği kışkırtan ondan siyasi çıkar bekleyen , yurdumda asırlardır yanyana yaşamı paylaşan halkları düşman belletmekten çekinmeyen anlayışa  şaşkınlıkla/korkuyla/dehşetle bakıyorum!...

 

 

 

4 YorumYorum yaz!Bağlantı

10.13.2007 - Yetişememe Hali..

Ya çok şey istiyorum yaşamdan , ya azı bile becerecek donanımım yok!

Hiç birşeye yetmiyor zaman...

Yazmak , okumak, çizmek, izlemek, biriktirmek, paylaşmak , çoğalmak istiyorum..

Hepsinden bölük pörçük, hepsinden eksik-im..

Güzel bir kız çocuğunun gülümseyişiyle, sevdiceğinin dokunuşu da olmasa nasıl katlanılır yaşama..

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

10.2.2007 - YAPAYALNIZ YAŞAYABİLİR MİSİNİZ?

İnsan onulmaz yalnızlığını unutmak; içsel acısını dindirebilmek  için yüzyıllardır didiniyor.. Aşkı icat ediyor her gün yeniden; yeni bir haliyle.. çoğalıyor/ürüyor..aşık olduğunda her şeyiyle bütünleşmek için yanıp tutuştuğu insanın bir BAŞKASI olduğunu anlaması uzun sürmüyor.. kimisi bu keşiften memnun; bu BAŞKAsını sevebiliyor.. kimisi hayal kırıklığına uğruyor.. her ikisinde de yol yalnız olduğumuz gerçeğini onaylıyor.. olmuyor..

 okuyor /yazıyor …. Şarkılar söylüyor.. çiziyor.. üretiyor..olmuyor..

Yiyor.. ihtiyacından çok fazlasını , içinde bir yerleri doldururcasına yiyor.. Olmuyor…

Kendini işe güce veriyor..hırslar/amaçlar/hedefler oluşturuyor..Olmuyor..

Savaşlar çıkarıyor, kavgalar ediyor..Olmuyor…

İman ediyor, ibadetten  başını kaldırmıyor ..Olmuyor..

O en içindeki boşluğu-yalnızlık hissini bir türlü dolduramıyor…

Bir başka insana, bir iyiliği dokunduğunu düşündürecek bir şeyler yaparsa kendine ithaf ettiği üstünlük duygusuna eş ;  bir şeylere yetebilme-muktedir olma-becerme  hissi kaplayabiliyor kimisinde..bir işbirliği, aynı taraflılık duygusu beliriyor.. kimisini bu paylaşım bile kesmiyor.. daha da yalnız.. daha da çaresiz hissediyor..yardım edilmesi gereken yığınları düşününce acizliğinde karar kılıyor.. olmuyor yine..dolmuyor boşluk..

Kimisi Yalnızlık duygusuyla baş edebilmenin yolunu kökenine dönmekte, anayurduna, memleketine, karındaşlarına, hemşerisine sarılmakta  arıyor…ama yaşam birikimleri çoktan farklılaşmış bu insanlar bir araya geldiğinde çatlak sesler yalnızlığın/başkalaşmanın sesi oluveriyor..

Ne yaparsak yapalım derinlerdeki bu his , bu koca karanlık delik oracıkta duruyor..kaybolmuyor..

Kimisine de bu yalnızlık hissi iyi geliyor..Daha bağımsız , daha özgür, daha güçlü hissediyor kendini …ancak bu yolla KENDİ olabileceğine inanıyor..kökenlerinden , ait olduğu düşündürtülen yerlerden uzak durmayı bilinçle tercih ediyor...yeterince  çok ve derinlemesine soru sormasını engelleyecek her tür tanışıklıktan/ricadan/kuraldan uzak olmak ; beynini/yüreğini , kendi sınırlarını ortaya çıkarmanın ancak böyle mümkün olacağını düşünüyor.. kendi gerçeğini/ kendi insanını sevmediğinden/ benimsemediğinden/ ret ettiğinden değil … Tüm tanıklar oturup, böylelerinin pişman olacağı , secde edeceği, kökenine özlemini dile getireceği, tövbe edeceği günü bekliyor sessizce belki..  Nafile.. o yalnızlık duygusuyla yüzleşmiş kişiler için artık daha fazla korkulacak-çözülecek bir şey yoktur!...Onlar iç sızılarına merhem olsun diye aşık olmaz, çocuk doğurmaz, hırslar edinmez, feodalizme boyun eğmez.. Onlar sadece öyle istedikleri için yaparlar tercihlerini..

Umarım pişman da olmazlar..

 

Bilgi Şafak DUGAN

 

1 YorumYorum yaz!Bağlantı


<- Sonraki Sayfa ->

B. ŞaFAk dUgaN

Tüm insanların EŞİT olduğu, özgürlüklerin yokedilmediği, düşüncenin ve üretmenin yasaklanmadığı, FARKLI olana önyargıyla yaklaşılmayan, her tür ayrımcılığın ortadan kalktığı , sevgi ve barış dolu bir yaşamı kurmak hepimizin elinde....
Tüm insanların EŞİT olduğu, özgürlüklerin yokedilmediği, düşüncenin ve üretmenin yasaklanmadığı, FARKLI olana önyargıyla yaklaşılmayan, her tür ayrımcılığın ortadan kalktığı , sevgi ve barış dolu bir yaşamı kurmak hepimizin elinde....

...................................

...................................

...................................

HRANT'I UnuTMaDIk!

İzleyin

..............  

...................................

SiSTeMi DöNüŞTürMek İsTİyORsANIz BuLAşıN!

Uluslararası AF ÖRGÜTÜ
BİANET:Bağımsız İletişim Ağı
RADİKAL Gazetesi
EVRENSEL Gazetesi
BİRGÜN GAZETESİ
SES ONLINE
KADIN Mühendisler Platformu
KADIN MÜHENDİSLER e-bülten
Kadın Mühendisler GRUBU
EĞİTİM-SEN
DİSK
KESK
İnsan Hakları Derneği
MAZLUMDER
İnsan Hakları Ortak Platformu
Düşünce Suçuna Karşı Girişim
HERKES EŞİT ve FARKLI
Helsinki Yurttaşlar Derneği
Savaş Karşıtları
Vicdani Ret Platformu
Anarşist Bakış
Bizim Hrant
HRANT ve BİZ
Bireysel Silahsızlanma
Tecrit ve Ölüm Orucu
Haklar ve Özgürlükler Cephesi
TAYAD
Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu
ÖZGÜR ÜNİVERSİTE
NESİN VAKFI
Türk Eğitim Vakfı
Kadının İnsan Hakları
AMARGİ
KAZETE
Uçan Süpürge
KA-MER
KA-DER
Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı
MOR ÇATI
FilmMOR Kadın Kooperatifi
Sivil Toplum Geliştirme Merkezi
Kaos GL
Lambda İstanbul
GÜNDEM ÇOCUK
Çocuk Hakları Koalisyonu
Engelsiz Erişim
Engelliler
Türkiye Engelliler Vakfı
Bedensel Engellilerle Dayanışma Derneği
Kayıp Aranıyor
GAZETECİLER SENDİKASI
ORTAK ADAY
BASKIN ORAN
UFUK ARAS
HALUK GERGER-UZAKLAR
TKİP
Türkiye Komünist Partisi
EMEK PARTİSİ
Özgürlük ve Dayanışma Partisi
Demokratik Toplum Partisi
KIZIL
Kurtuluş Cephesi
ATILIM
AÇIK RADYO
MAVİ DEFTER
ZMAG
Özgürlükçü Sol
Birlikte düşünelim
Felsefe LOGOS
HALKEvleri
TMMOB
NOKTA
ÖZGÜR GÜNDEM
KARAKUTU
TEMA
KÜRESEL ISINMA
IstanBloggers

...................................

VaKtiNiZ vArSa GöZ AtıN! PişMaN OLmAzsıNıZ..

DEVIANTART
İstanbul OYUNCAK MÜZESİ
BANU TAYLAN'ın DUKKANI
İstanbul Sokak Stili
Altı Üstü Tasarım
DUGAN BİLGİSAYAR
EKŞİ SÖZLÜK
OKUYAN US YAYINEVİ
ZİBARU
Çarpım Tablosu
Jazzetta
Endişeli Peri
Selim Tuncer
Düşler ve Erdemler
Derin Sular
Budalaca
Fikir Atolyesi
GAYKEDİ
BenHayattayken
Günlerin Tortusu
İLK 5
Mor Koyun
SİYAH KAHVE
DEVIANTART Şafak
EKİN SU DUGAN
FOTOKRİTİK Yash Skip
7.SANAT
Altın ÖRÜMCEK
JIKLET
Pino’nun Yeri
Sesli Kitap Gönüllüleri
Deli Fikir
Dino-Dream
Oyun Kurdu
Paternika
Grapp-inn
aKampus
theDOG
Kedim ve Ben
Blog Böceği
RAKI SEVER
Devletşah
EV CİNİ
ÇAY SAATİ
Portakal Ağacı
• • • • • • • •• • • • • • • • • • • •• • • •

 

Kampanya banner 2 

[0xd310059e470a85c1c0a80a2f.jpg]

...................................

İşçi ve Bahar Bayramı:1/Mayıs

Dünya Engelliler Haftası:10-15/Mayıs

Dünya Barış Günü:1/Eylül

Çocuk Hakları Günü: 20/Kasım

Çocuk İşçiliğine Karşı Dünya Günü:12.Haziran

Basın Özgürlüğü Günü: 3 Mayıs

Organ Bağışı Haftası :03-09.Kasım

Dünya Hayvanları Koruma Günü:4/ Ekim

İnsan Hakları Haftası:7-13/Aralık

Dünya İnsan Hakları Günü:10/ Aralık

Dünya Kadınlar Günü:8 /Mart

Dünya Çevre Günü: 5/ Haziran

Gözaltında Kayıplar Haftası:17-31/Mayıs