11.20.2008 - Çocuk Hakları için! |
Davet 20 Kasım Çocuk Hakları Günü'de Ankara'da Sokaktayız... Siz de Katılın! " Çocuklar, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve diğer anlaşmalarla korunmuş tüm hakların yanı sıra Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi başta olmak üzere birçok ek hakka sahiptir. Bu haklara göre hükümetler çocukların ekonomik, sosyal ve kültürel haklarının yanı sıra onların medeni ve siyasi haklarını da korumakla yükümlüdür". 20 Kasım Çocuk Hakları Günün'de, Ankara Çocuk Hakları Platformu, basın açıklaması yaparak "Çocuk Hakları Bulmacasının ve Yanıtlarının" yer aldığı broşürleri sokakta dağıtacak. Katılımınız bizlere güç verecektir. Saygılarımızla Tarih: 20 Kaısm 2008 Saat: 12.00 Yer: İnsan Hakları Anıtı Önü- Yüksel Caddesi İletişim: 0 536 687 29 89 - 0 533 322 56 71 Ankara Çocuk Hakları Platformu: Ankara Barosu Çocuk Hakları Kurulu, Çocuk İstismarını ve İhmalini Önleme Derneği, Gündem Çocuk: Çocuk Haklarını Tanıtma, Yaygınlaştırma, Uygulama ve Uygulamaları İzleme Derneği, Özgürlüğünden Yoksun Gençlerle Dayanışma Derneği (ÖZ-GE DER) , Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği Genel Merkezi (SHUD) , Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı Ank. Şb (TÇYÖV), Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi (UAÖ) , Uluslararası Çocuk Merkezi (ICC) |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
5.8.2008 - İzmir'in Dikili İlçesi'nin SHP'li Belediye Başkanı O |
İzmir'in Dikili İlçesi'nin SHP'li Belediye Başkanı Osman Özgüven Hakkında 'Halka Ücretsiz Su Verdiği İçin' Dava Açıldı.
İzmir’in Dikili İlçesi’nin SHP’li Belediye Başkanı Osman Özgüven hakkında ’halka ücretsiz su verdiği için’ dava açıldı. Otobüsleri ücretsiz yapan, ucuz ekmek satan ve düşük fiyata sağlık hizmeti sağlayan Başkan Özgüven "Veremeyecek hesabım yok" dedi. DİKİLİ Belediye Başkanı Osman Özgüven’in ’Sosyal belediyecilik’ adına yaptığı hizmetler başına iş açtı. Dikili’de ayda 10 tona kadar su kullanan tüketiciden ücret alınmaması üzerine açılan soruşturma sonrası Sayıştay Denetçisi, Başkan Özgüven hakkında ’Suyu halka parasız dağıttığı’ gerekçesiyle ’görevini kötüye kullanmaktan’ Danıştay’a suç duyurusunda bulundu. SHP’li Başkan Osman Özgüven ekonomik sıkıntı çeken vatandaşların biraz rahat etmesini sağlamak istediğini vurguladı ve şunları söyledi:
MİLLET ZORDA "Suyu parasız veriyorum diye Sayıştay denetçisi rapor tuttu. Danıştay da dava açtı. Oysa ben suyu bedava vermiyorum, ilçede su 10 tona kadar bedava. Ancak 11 ton kullanırsan kullandığın 11 tonun tamamının parasını ödüyorsun. Bir soruşturma da belediye çalışanlarına suda yüzde 50 indirim yaptığım ve su paralarını zamanında tahsil etmediğim için açıldı. Millet zaten zor durumda. Bırak su parasını ödemeyi ekmek almaya parası yok."
Özgüven, belediyenin hizmetlerini ise şöyle sıraladı:
FIRINCILAR KIZDI "Türkiye’nin çok yerinde 200 gram ekmek 40 Ykr’dan satılırken, belediye fırınında tamamen hijyenik koşullarda üretilen 225 gram ekmek, 25 Ykr’dan satılıyor. Un, elektrik, motorin, odun hangisine zam gelirse biz de etkileniyoruz, ancak yine de daha büyük ekmeği daha düşük fiyata satıyoruz. Uygulamayla ilçedeki fırıncıların tepkisini çektik.
MUAYENE 1 YTL Modern cihazlarla donanmış sağlık merkezi kurduk. Parası olana muayene 1 YTL, her türlü röntgen ise 6 YTL. Eğer para yoksa bunları da almıyoruz. İzmir’e röntgen çektirmeye giden vatandaşları o zahmetten kurtardık
SOSYAL ETKİNLİK Halkın sosyal hayata katılması için Kültürevi’ni yeniden faaliyete geçirdik. Kadınların el sanatları öğrenip ev gelirine katkıda bulunması için ’Kadın Dayanışma ve Gençlik Merkezi’ kurduk. Belediyenin imkanlarıyla Dikili’yi ayağa kaldırmaya çalışıyorum. Veremeyecek hesabım yok, gerekirse yargılanırım. Kendim için değil, Dikili halkının rahatı, mutluluğu için çalışıyorum."
Belediye otobüsü öğrencileri eve kadar bırakıyor
Belediyeye ait dört otobüsün şehir içinde yolculardan ücret almadığını anlatan Başkan Özgüven, "Otobüslerin yakıt masrafını hesapladık. Zaten bir gün içinde çok fazla sefer yapmıyorlar, yolculardan para almamaya karar verdik. Almıyoruz da. Öğrenciler otobüse bindiğinde ise evinin, okulunun önüne kadar götürülüyor" dedi.
Borç yok gibi, maaşlar zamanında ödeniyor
DİKİLİ Belediyesi’nde işçi memur yaklaşık 200 personel çalışıyor. Jeotermal çalışmaları İller Bankası’ndan üç yıl vadeyle alınan 2.5 milyon YTL krediyle yapılıyor. Vadesi çok kısa olan bu borcun yanında Dikili Belediyesi’nin Maliye’ye 150 bin YTL, SSK’ya ise 100 bin YTL borcundan başka borcu bulunmuyor. İşçi ve memur maaşları da zamanında ödeniyor. |
| • 1 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
4.30.2008 - TCK 301.Madde Tümüyle Kaldırılmalıdır! |
TCK 301. Madde Tümüyle Kaldırılmalıdır!
17 Nisan 2008
AKP milletvekilleri tarafından 7 Nisan 2008 tarihinde TBMM’ye sunulan TCK 301. Maddenin değiştirilmesine ilişkin yasa teklifi, Adalet Bakanlığı verilerine göre 2006 ve 2007 yılının ilk üç ayında 14’ü çocuk 2724 kişiyi sanık sandalyesine oturtan TCK 301. Maddenin düşünce özgürlüğü önünde oluşturduğu engeli ortadan kaldırmaz.
Maddenin değişikliği için verilen yasa teklifinin gerekçesinde “ifade hürriyeti, temel hak ve hürriyetler arasında değerlendirilerek, birçok uluslararası belgeye konu olmuş, Anayasamızda da güvence altına alınmıştır. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 19, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 10. maddesinde, Anayasa'nın 25. ve 26. maddelerinde konuya ilişkin ayrıntılı, koruyucu ve düzenleyici hükümlere yer verilmiştir" deniliyorsa da, maddenin yeni içeriği bu gerekçe ile çelişmektedir.
Demokrasi, kamu kurumları da dâhil olmak üzere hiçbir kurum, kavram ve ideolojinin tabulaştırılmadığı bir ortamı ifade eder. 301. madde, içeriği itibariyle koruduğu değer ve kurumları tabulaştırmaya uygun bir yoruma tabi tutulabilir ki, son yıllarda bu maddeye göre açılan davaların tümünde bu tabulaştırma zihniyetinin esas alındığı görülmektedir. Bu tür tabulaştırmalar, rejimlere otoriter bir nitelik kazandırır ve özgürlükler ile düzen dengesinin özgürlükler aleyhine bozulmasına yol açar. 301. Maddede yapılması teklif edilen değişiklik ise, maddenin mevcut durumda yol açtığı tabulaştırma zihniyetini ortadan kaldırmamaktadır.
Teklifte, ceza üst sınırı tecil sınırına çekilerek ceza müddeti 3 yıldan 2 yıla indirilmektedir. Tecil sınırına inmesiyle birlikte artık TCK 301. Maddeden dolayı kişinin özgürlüğünden alıkonulması hâkimin yetkisi dâhilinde olacaktır. Ancak tecil sürecinde benzer bir fiil yeniden gerçekleştirildiğinde, kişi hem birinci cezayı hem de ikinci cezayı çekmek durumunda kalacaktır. Bu düzenleme, sadece ifade özgürlüğünü değil, düşünce üretme sürecini de bir otosansüre zorlayarak baskı altına almaktadır.
Keza maddede yer alan "Türklük" ifadesinin "Türk Milleti", "Cumhuriyet" ifadesinin de "Türkiye Cumhuriyeti" olarak değiştirilmesi öngörülmektedir. Kelimeler üzerinde yapılan değişikliklerin ifade özgürlüğünün alanını genişletecek yönde bir nitelik değişikliği olmadığını, iddianame düzenleyen Savcıların iddianamelerinden ve Yargıtay Ceza Kurulu’nun kararlarından anlamak hiç de zor değildir. Maddenin mevcut halinde yer alan “Türklük” ifadesi, bugüne kadar Yargıtay Ceza Kurulu tarafından zaten “Türk Milleti” olarak değerlendirilmiş ve cezalar da bu anlayışa dayanılarak verilmiştir. (Bkz. Hrant Dink davasında Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun vermiş olduğu karar).
Ayrıca Türk Milleti tanımının ne olduğu ve hangi ölçüte göre tanımlanacağına dair herhangi bir açıklama da yapılmamıştır. Etnik-kültürel bir millet tanımının, aynı etnik-kültürel kökene sahip olmayan vatandaşları inciten, baskı altına alınmalarını kolaylaştıran saldırgan ve otoriter açılımlara eğilimli bir milliyetçiliği besleyeceği aşikârdır. Şimdiye kadar 301. Madde ile gerçekleşen de bu olmuştur. Yapılmak istenen düzenleme, 301. Maddenin yarattığı problemleri çözemeyeceği gibi, daha da derinleşmesine yol açacaktır. Bu güne kadar madde hükmüne uygun olarak ceza veren mahkemeler, kararlarını verirken Türklük olarak ifade edilen bu kavramın nasıl bir tanıma sahip olduğunu düşünerek bir tereddüt yaşamadılar. Şimdi mahkemelerin maddeyi yeni bir anlayışla ele alıp, bu kez Türklük yerine Türk Milleti kavramını dikkate alarak, sanki öncekiyle çok farklıymış gibi bir anlayışla karar vermelerini sağlayacak hiçbir neden yoktur.
Düşünce özgürlüğü, devlet gibi düşünmeme özgürlüğüdür; kurulu düzeni sorgulamayı, gerektiğinde kınamayı ve mahkûm etmeyi de içeren bir özgürlük olarak demokratik düzenin kurucu bir unsuru ve vazgeçilmez bir şartıdır. Eğer bireysel özgürlük, çoğunluğun onaylamadığı görüşleri desteklemek ve savunmak, çoğunluktan farklı bir davranış yolu izlemek hakkını içermiyor ise, bu özgürlüğün hiç bir anlamı yoktur.
TCY 301. Maddede yapılmak istenen değişiklik, suçun maddi niteliğini değiştirmemektedir. Değişen, sadece bu maddi durumun nasıl yargılanacağına ilişkin yöntemdir.
301. maddenin verdiği zarar, doğrudan Mahkeme kararlarından olduğu kadar statükocu toplumsal baskının muhalif sesler üzerine yönelmesinden de kaynaklanmaktadır. Hrant Dink 301'den mahkûm olmuş ama çok daha vahimi bu davayla yaratılan atmosfer nedeniyle katledilmiştir. Cumhurbaşkanı'nın izni için yapılan başvurularda bu damgalama süreci daha hafif olmayacak, muhalif isimler daha da fazla hedef haline getirecek ve muhtemeldir ki, Cumhurbaşkanı da baskı altına alınacaktır.
Bütün bu nedenlerle, 8 Şubat 2007 tarihinde TBMM Başkanlığına sunduğumuz ve toplumun farklı kesimlerinden 20 bini aşkın insanın bizzat imzaladığı, binlerce yurttaşı temsil eden 100’den fazla sivil toplum örgütünün de desteklediği “TCY’nın 301. maddesinin ivedilikle yürürlükten kaldırılması” talebimizi bir kez daha tekrarlıyoruz. 301. Maddenin kaldırılması Hrant Dink’in katledilmesiyle bir kez daha incinen toplumsal adalet duygumuzu iyileştirme yolunda önemli bir adım olacaktır.
Düşüncelerimizi Yasaksız, Korkusuz ve Tehditsiz Konuşup İfade Etmek İstiyoruz.
İnsan Hakları Derneği
Helsinki Yurttaşlar Derneği
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği
Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
12.7.2007 - KADINA YÖNELİK ŞİDDETE HAYIR! |
|
KADINA YÖNELİK ŞİDDETE HAYIR!
Bugün, 25 Kasım. Kadınlara Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü.
Ancak, dünyanın birçok ülkesinde ve Türkiye'de biz kadınlar değişik biçimlerde şiddete uğruyoruz. Kadınların eğitimden yoksun bırakılarak eve mahkum edildiği, ekonomik faaliyetinin yasal ve geleneksel birçok engelle kısıtlandığı, çalışma yaşamında bin bir haksızlık ve ayrımcılıkla karşılaştığı, toplumun en fakir kısmını oluşturduğu ve kendi kaderine terk edildiği koşullarda, şiddetin ilk hedefi de doğal olarak(!) en korumasız ve zayıf kesimi biz kadınlarız!
Kadına yönelik şiddetin bildik hüzünlü öyküleri, geleneksel ön kabuller, toplumun ve devletin duyarsızlığı ile büyüyor. Şiddet yalnızca bedenlere zarar vermiyor, kadınların öz saygısını, ihlale direnme ve hak arama arzusunu zayıflatıyor veya yok ediyor.
Dünyada kadına yönelik şiddet, özellikle ekonomik, siyasal ve etnik sorunlarla iç içe geçerek artmaktadır. Nijerya'da, Emine Laval'ın evlilik dışı çocuk sahibi olduğu gerekçesiyle şeriat mahkemesi, Mardin'de Şemsiye Allak'ın ailesi tarafından taşlanarak öldürülmesine karar verilmesi bunun en somut ve güncel örnekleridir.
-Bugün dünya üzerinde yaşayan kadınların yarısı eşlerinden şiddet görüyor.
-Çin'de, yılda 1 milyon kız çocuğu doğar doğmaz öldürülüyor. Dünyada bu yolla kaybedilen kadın sayısı 40-50 milyonu buluyor.
-Uluslararası Göç Örgütü, her yıl 2 milyon kadının sınır ötesi kadın ticaretinde kullanıldığından bahsediyor.
-ABD'de, her 6 dakikada bir kadına tecavüz ediliyor.
-İngiltere'de, her 7 kadından biri birlikte olduğu erkek tarafından tecavüze uğruyor.
-Fransa'da, her ay 6 kadın aile içi şiddet nedeniyle hayatını kaybediyor.
Bunlarla birlikte, paylaşım savaşları, işgaller, ağır ekonomik bunalımlar ve yoksulluk biz kadınları şiddet cenderesine daha fazla itiyor. Antik Çağdan beri kadının bedeni, her savaşın üzerinde cereyan ettiği savaş toprağı olmuştur. Biz kadınlar, savaş dönemlerinde hem anlamsızca öldürülüyoruz, hem eşlerimiz, çocuklarımız katlediliyor, hem de tarihsel yazgımız haline gelen tecavüz olaylarına maruz kalıyoruz. Bir yandan da, erkeklerin savaş cephelerine sürülmeleriyle boşalan yerler ucuz kadın emeğiyle dolduruluyor; savaşın yol açtığı açlık ve yoksulluğun katlandığı sömürü işletiliyor.
Bu yüzden biz kadınlar, ABD'nin Irak'a saldırısının meşrulaştırılmaya çalışıldığı şu günlerde; savaşa, ABD'nin dünyanın dört bir yanını kana bulamasına, Türkiye'nin bu kirli oyunun bir parçası haline getirilmesine karşı olduğumuzu ilan ediyoruz! Bizler, eşlerimizin, çocuklarımızın ABD askeri olmasını istemiyoruz! Bugüne kadar Irak'ta ve dünyanın birçok yerinde işgaller ve ambargolar nedeniyle yüz binlerce kadının ve çocuğun katledilmesinin, şiddet görmesinin, aç bırakılmasının durdurulmasını istiyoruz.
-Bizler, Türkiye'de %97'si şiddet gören kadınlarız!
-Bizler, Adana'da sokak ortasında, polislerin gözü önünde vahşice bıçaklanan kadınız!
-Bizler, Diyarbakır'da, kendilerine ve kocalarına bilgi verilmeden kısırlaştırılan 17 kadınız!
-Bizler, namus(!) cinayetleri sonucunda yaşamımızı yitiren yüzlerce sessiz kadınız!
-Bizler, cinsel yönelimlerimiz nedeniyle işinden kovulan, evinden çıkartılmaya çalışılan, TC mahkemelerince 'lezbiyen anneye kız çocuğu verilmez' kararıyla velayet hakkı elinden alınan, devletin tüm organları ve toplum tarafından yok sayılan, aşağılanan kadınlarız!
-Bizler, türban taktığımız için, çalışmak istediğimiz için, gece sokağa çıktığımız için, eylem yaptığımız için saldırıya uğrayan kadınlarız!
-Bizler, gözaltında tecavüze uğrayan, jandarma ve emniyet güçleri önünde sorgusuz sualsiz 'bekaret kontrolü'(!) yapılan kadınlarız!
Biz diyoruz ki; yaşadıklarımız yalnızca sonuçtur. IMF ve savaş politikalarıyla derinleştirilen mülkiyet ilişkileri, sömürü mekanizması, işsizlik, yoksulluk ve eğitimsizlik, aile içi şiddetin, cinnetlerin, intiharların, cinsel tacizin, fuhuşun, hırsızlığın inanılmaz boyutlara gelmesine neden olmuştur. Güneydoğu'da islami ve milliyetçi nitelikli bir muhafazakarlaşmanın ve feodal yapının yanısıra, son 15 yıllık çatışma da göç ve değerler bunalımına, otoriter devlet anlayışının pekişmesine, kadına yönelik siyasi ve toplumsal baskının artmasına yol açmıştır.
Diğer yandan; namus, töre cinayetleri, koca-baba dayakları, işkence medyada magazinleştirilerek sunuluyor. Şiddete uğrayan kadının ne yaptığı, ne söylediği ya da nasıl giyindiği sorgulanıyor. Fiziksel, sözel ve cinsel şiddete uğrayan kadınların bunu hakkedip hakketmediği tartışılıyor; kurbanlar suçlanıyor, suçlular "mağdur" ilan ediliyor. Şiddet, dinsel-geleneksel önyargılarla, cinsiyet ayrımcı politikalarla ve yasalar eliyle meşrulaştırılıyor.
Bütün bunların sona erdirilmesi için bizler;
-Devletin kadınlara yönelik her türlü şiddet eylemini açık bir şekilde kınamasını, -Şiddete uğrayan kadınlar için başvuru ve sığınma evlerinin sayısının artırılmasını, ücretsiz danışmanlık, psikolojik ve tıbbi destek ve yasal yardımın yapılmasını, -Cinsiyet ayrımcı politikalar, yasalar ve uygulamaların kaldırılmasını, eylem ve eğitim projelerinin kadın örgütleriyle birlikte hayata geçirilmesini, -Aile içi şiddeti ve genel olarak kadın ve çocuklara yönelik şiddeti önlemek için kampanyalar, ana-baba eğitim programları başlatılmasını, -Kadınların ekonomik özgürlüğü için çalışmasının önündeki engellerin kaldırılmasını, sosyal güvenlik, parasız eğitim ve parasız sağlık hakkından yararlanılmasının sağlanmasını, -Medyanın, kadın ve çocuklara yönelik şiddeti teşvik edici yayınlar üzerinde kendi oto-denetim mekanizmasını kurarak kadın ve çocuklara yönelik şiddeti bir malzeme olarak kullanmaktan vazgeçmesini, -Evde, sokakta, işyerinde, gözaltında, cezaevinde yaşanan kadına yönelik şiddetin sorumlularının yargılanmasını ve caydırıcı yasal tedbirler alınmasını -Toplumsal barışın sağlanması için, anadil üzerindeki tüm yasakların, OHAL ve koruculuk sisteminin kaldırılmasını, -Anayasanın 10. maddesine "cinsel yönelim" ibaresinin eklenmesini; bu değişikliğin hayata geçirilebilmesi için kanunlardan tüzüklere, yerel yönetimlerin işleyişinden yönetmeliklere tüm ayrımcı yasal düzenlemelerin kaldırılmasını, "genel ahlak", "yüz kızartıcı suç" gibi ifadelerin eşcinsellere karşı kullanılmamasını, vatandaşların yaşamlarını işten atılma, yurttan atılma gibi ayrımcılığa, şiddete, tehdide karşı güvence altına alacak şekilde gerekli değişikliklerin eşcinsel örgütleriyle işbirliği içerisinde düzenlenmesini
İSTİYORUZ!
Emeğimiz için ,Geleceğimiz için ,Bedenlerimizin Sahibi olmak için Mücadeleye!
Cinsel, Ulusal, Sınıfsal Sömürüye Hayır!
Evde, İşyerinde, Sokakta Cinsel Şiddete Son!
Savaşa Hayır! | AMARGİ |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
10.24.2007 - TEZKERE VE OPERASYONLARA HAYIR |
TEZKEREYE VE OPERASYONLARA HAYIR
Savaşı çözüm olarak görmeyip barış isteyenler olarak;
Savaşa karşı barış, Irkçılığa karşı kardeşlik, Ayrımcılığa karşı eşitlik diyenler;
Askeri değil siyasi çözümden, Hamasetten değil insaniyetten yana olanlar;
Akan kanın durmasını isteyenler, sesimizin kısılmasına sessiz kalmak istemeyenler olarak Türkiye’nin Kuzey Irak’ta askeri operasyonlar yapmasına yasal zemin sağlayan ve TBMM’de onaylanan Tezkereye ve sınır ötesi operasyonlara hayır diyoruz.
Bu amaçla kamuoyunun bilgisine sunulan aşağıdaki deklarasyona katılıyorsanız siz de imza verebilirsiniz.
SINIR ÖTESİ OPERASYONA HAYIR!
1- Sınır ötesi operasyonların akan kanı durdurmadığını, sadece daha çok kan akmasına neden olduğunu görüyoruz.
2- “Terör”e karşı mücadele olarak meşrulaştırılan bu tür sınır ötesi operasyonların halklar arasındaki kardeşlik bağlarını zayıflatıp, nefret, düşmanlık ve ırkçılığı körüklediğini biliyoruz.
3- Kürt sorununun barışçıl siyasi çözümünü zorlaştıran çatışma ortamını körükleyen bütün operasyon ve eylemlerin son bulmasını talep ediyoruz.
4- DTP ve demokratik olarak seçilmiş milletvekillerinin barışın inşa edilmesi için muhatap alınmalarını, üzerlerindeki baskının kaldırılmasını istiyoruz.
5- Yukarıdaki nedenlerle sınır ötesi operasyonlara yasal zemin sağlayan tezkereye ve sınır ötesi askeri operasyonlara hayır diyoruz.
SON DURUM:
Linc, catisma, dusmanlik, nefret ortaminin yukseltildigi bu gunlerde baris ve kardeslik taraftarlarinin sesi ne kadar gur cikarsa bu karanlik o kadar kisa zamanda dagilacaktir. Savasi cozum olarak gormeyip baris isteyenler; Savasa karsi baris, irkciliga karsi kardeslik, ayrimciliga karsi esitlik diyenler; Askeri degil siyasi cozumden, hamasetten degil insaniyetten yana olanlar; Akan kanin durmasini isteyenler, sesimizin kisilmasina sessiz kalmak istemeyenler olarak Turkiye'nin Kuzey Irak'ta askeri operasyonlar yapmasina yasal zemin saglayan ve TBMM'de onaylanan tezkereye ve sinir otesi operasyonlara hayir diyoruz.
Bu cercevede hazirlanan SINIR OTESI OPERASYONA HAYIR! Deklarasyon'u, tezkerenin oylandigi gunun sabahi, TBMM'de "hayir" diyen milletvekilimizin sesine guc katmak uzere Ufuk Uras'la yuzyuze bir gorusme yapilarak kendisine iletildi.
Deklarasyon ve imzacilarina http://www.tezkereyeveoperasyonlarahayir.net sitesinden ulasabilirsiniz.
Karanligi dagitmak, hep birlikte barisin sesini yukseltmek icin TMMOB, KESK ve TTB'nin cagrisi ve diger emek, baris ve demokrasi guclerince desteklenen 3 Kasim Ankara Mitingi hepimiz ve Turkiye icin onemli bir firsattir.
3 Kasim'da Ankara'da bulusmak dilegiyle...
Hepimize kolay gelsin
İMZA METNİNE KATKIDA BULUNMAK İSTEYENLERE; www.tezkereyeveoperasyonlarahayir.net
|
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
8.7.2007 - Bilgilenelim..Ki dışlamayalım! |
CETAD (Cinsel Eğitim, Tedavi ve Araştırma Derneği) Başkanı
Dr. Nesrin Yetkin (Psikiyatri Uzmanı)
Toplumlar yalnızca çoğunlukta olanı ‘normal’ kabul etme ve azınlıkta olan tüm grup, kişi ve durumları yok sayma eğilimindedir. Cinsel eş seçiminde yaygın olan heteroseksüalite olduğu için, azınlıkta kalan homoseksüel ve/veya biseksüel yönelimli kişilerin ya eşcinsel yönelimleri görmezden gelinir, heteroseksüel oldukları varsayılır, ya da cinsel yönelimleri nedeniyle açıkça dışlanırlar. Eşcinsellik önceleri birçok ülkenin ceza yasalarında suç kabul edilmiş, ancak 19/20. yy´da suç olmaktan çıkmıştır. Çeşitli tarihsel dönemlerde ve çeşitli ülkelerde cinsel azınlıklara cezalar uygulanmış ve/veya birçok ayrımcılık yapılmıştır. Bunlar arasında; işten atma, sosyal ortamlardan dışlama, özel yaşam ihlalleri, haksız tutuklama, dayak, işkence, taciz, tecavüz, hapis, para cezası, kırbaçlama ve hatta idam sayılabilir. Eşcinsellik, psikiyatrik tanı sistemlerinde önceleri kişilik bozukluğu, cinsel bozukluk, cinsel yönelim karmaşası olarak kabul edilirdi. Ancak 1973´de APA (Amerikan Psikiyatri Birliği) ve 1990´da WHO (Dünya Sağlık Örgütü) kararı ile psikiyatrik tanı sınıflamalarından tamamen çıkarıldı. Öte yandan uluslar arası cinsel azınlık dayanışması da söz konusudur. 1978´de kurulan, Uluslar arası Lesbiyen ve Gey Birliği (ILGA)´ne üye beş kıtadan, 90 ülkeden toplam 400 grup var. Cinsel yönelim ayrımcılığı, 1991´den beri, Uluslar arası Af Örgütü
<******>******>
´nün tüzüğünde yer alıyor. Dünya Cinsel Sağlık Birliği (WAS)´nin 1999 Cinsel Haklar Bildirgesinde cinsel ayrımcılıktan uzak olmak, temel insan haklarından biri kabul edilir. Konuyu spesifik olarak ele alan ilk uluslar arası insan hakları belgesi olan Avrupa Birliği temel haklar şartı, cinsel yönelime bağlı ayrımcılığı yasaklar. Ancak cinsel yöneliminden dolayı ayrımcılığa uğramaya karşı çok az ülkede yasal koruma var. (Cinsel yönelim nedeniyle ayrımcılığa uğramamanın anayasal hak olduğu ilk ülke 1994 Güney Afrika.) Ülkemizde eşcinsellik hiçbir zaman ‘suç’ sayılmamış ve yasal olarak ‘ceza’ söz konusu olmamıştır. Ancak bu olumlu yasal durum, ne yazık ki eşcinsellere cinsel yönelimlerinden dolayı ayrımcılık yapılmadığı anlamına gelmemektedir. Birkaç yıl önce TCK´nda yapılan değişiklikler sırasında, ‘cinsel yönelim ayrımcılığının’ da suç sayılması tartışıldı ancak ‘cinsiyet ayrımcılığı’ nın bunu da kapsadığı ileri sürülerek reddedildi. Sonuç olarak, yeni TCK da cinsel yönelim ayrımcılığını önlemek için yasal koruma sağlamıyor. Öte yandan bu gerekçe cinsellikle ilgili tanımlar konusundaki kavram kargaşasının yaygınlığını da gösteriyor. ‘Bedensel cinsiyetimiz’ doğuştan belirlenir. Hepimiz kadın ya da erkek cinsel organları ile doğarız. Tek istisna nadir görülen hermafroditlerdir. İlk çocukluk yaşlarında ‘cinsel kimliğimiz’ gelişir, “Ben kadınım” ya da “Ben erkeğim” duygumuz oluşur. Bunun istisnası da gene nadir olan cinsel kimlik farklılıklarıdır. Ergenlikten itibaren de ‘cinsel yönelimimiz’ belirginleşir. Kendimize kendi cinsimizden birini cinsel eş olarak istiyorsak eşcinsel, karşı cinsten birini istiyorsak heteroseksüel, her ikisini de istiyorsak biseksüel oluruz. Bu üç cinsel yönelim de birbirine eşdeğerdir ve hiç biri psikiyatride en az 30 yıldır hastalık ya da bozukluk olarak kabul edilmemektedir. Ayrıca cinsellikle ilgili bu üç temel kavram, bedensel cinsiyet, cinsel kimlik ve cinsel yönelim, kişilerin istemli olarak seçtikleri değil, karşı karşıya kaldıkları durumlardır. Hiçbirimiz kadın ya da erkek olarak doğmayı seçemeyeceğimiz gibi, cinsel yönelimimizi de seçemeyiz. Eşcinsel yönelim, keyfi, ahlaki veya istemli bir seçim değildir, aynen heteroseksüel yönelim gibi bir durumdur.
<******>******>
Toplumsal ön yargılar, özellikle cinsellikle ilgili olanlar, doğru bilgilendirme olsa bile, çok yavaş ve güç değişir. Üstelik yanlış bilgilerle pekişmesi ne yazık ki daha yaygındır. Homofobiyi, eşcinselliğe, eşcinsellere karşı yanlış ve eksik bilgilenişten kaynaklanan, genellemelere dayanan, yeni bilgi ve anlayışlarla karşılaşıldığında değişmeye açık olmayan, olumsuz veya düşmanca tutum, bir ön yargı olarak tanımlayabiliriz. Cinsel yönelim nedeniyle ayrımcı davranışların temelinde homofobik inanışlar, ön yargılar vardır. Homofobik inanışlar da tüm ön yargılar gibi toplumun her kesiminde, öğretmenlerde, psikologlarda, doktorlarda, psikiyatristlerde, medya üyelerinde, hukukçularda, politikacılarda yaygındır ve değişime dirençlidir. Mesleğimiz ve cinsel yönelimimiz ne olursa olsun, hepimiz az ya da çok homofobikiz. Çünkü hepimiz eşcinselliğe karşı olumsuz değer yargılarının yaygın olduğu bir toplumda yetiştik. Hepimiz bu homofobinin izlerini düşüncelerimizden, duygularımızdan ve belki de en önemlisi dilimizden temizlemek zorundayız. Toplumun bilgilenmesinde rol oynayan tüm profesyoneller bu işlevi yerine getirirken doğru bilgiler vererek ön yargıların kırılmasına yardım edebileceği gibi, yanlış bilgiler vererek, ya da farkında olmadan verdiği yanlış mesajlarla, ön yargıların pekişmesine, sürmesine de neden olabilir. Oysa eşcinsel/biseksüel bireylerin sorunları, eşcinsel olmalarından değil, eşcinselliği normalize edemeyen, ötekileştiren bir sistem içinde yaşıyor olmalarından kaynaklanır. Uluslar arası eşcinsel dayanışma hareketlerine paralel olarak, ülkemizde de eşcinseller 90´lı yıllarda örgütlenmeye başladı, 1993´te Lambdaİstanbul 1994´te KAOS-GL kuruldu. 2000´li yıllarda üniversitelerde topluluklar oluşmaya başladı. AB´ne uyum kapsamında dernekler yasasındaki değişikliklerden sonra, bu eşcinsel örgütler dernekleşmeye başladı, KAOS-GL Kültürel Araştırmalar ve Dayanışma Derneği, Lambdaİstanbul LGBT Dayanışma Derneği, Bursa Gökkuşağı Derneği, Pembe Hayat LGBT Dayanışma Derneği gibi. 2005´te, Ankara valiliği KAOS-GL Derneği´nin, “genel ahlaka ve Türk aile yapısına aykırı” olduğu için kapatılmasını istedi, savcılık ‘eşcinselliğin ahlaksızlık olmadığını ve örgütlenme hakkını’ savundu ve dava açılmadı. Diğer derneklerin kuruluşlarında da benzer süreçler, valiliklerin kapatma girişimleri yaşandı. Ancak Lambdaİstanbul LGBT Dayanışma Derneği için, bu süreç farklılaştı, valilik üst mahkemeye başvurdu ve dava açılmasına karar verildi.
<******>******>
Genel olarak homofobinin yaygın olduğu toplumlarda, bireyler açısından da içselleştirilmiş homofobi, kaygılar yaratmaya adaydır. Bireylerin eşcinsel olduklarını fark etme ve kabullenme sürecinde, bu kaygılarıyla baş edebilmeleri için profesyonel yardım kadar, belki daha da çok kendileriyle benzer sorunları yaşayan kişilerle tanışmaya, dayanışmaya gereksinimleri olur. Eşcinsel sivil toplum kuruluşları, dernekler genel olarak toplumdaki homofobinin azaltılmasına katkıda bulunduğu gibi, özel olarak da eşcinsel bireylerin dayanışma gereksinimine yanıt oluşturmaktadır. Cinsellik alanında çalışan mesleki bir dernek, bir STK olarak CETAD, 2001 yılından beri profesyonellere ‘Cinsellik ve Cinsel Tedavi Eğitimi’ vermektedir. Bu eğitimlerde çoğunluğu psikiyatrist ve psikolog olan profesyonellerin cinsellikle ilgili ön yargıları arasında homofobik ön yargıların önemli bir yer tuttuğunu gördük. STK arası işbirliği ile, homofobik ön yargıları tartışırken, profesyonellerin yanı sıra Lambdaistanbul gönüllülerinin sunumlarından da yararlanmaktayız. Tüm toplumsal önyargılar, özellikle cinsellikle hele eşcinsellikle ilgili olanlar, doğru bilgilerin ortaya çıkmasından çok sonra ve çok yavaş değişirler. Bu nedenle cinsellik alanında çalışan tüm profesyonellerin önce kendi homofobilerine karşı içgörü geliştirmeleri, düşüncelerinden, duygularından ve dillerinden homofobik inanışları temizlemeleri gerekir. Ancak bundan sonra, tek tek bireylerin homofobi kaynaklı kaygılarına yardımcı olabilir ve toplumda homofobinin azalmasına katkıda bulunabiliriz. Cinsellik alanında çalışan profesyoneller gibi STK´nın da bireylerin cinsel haklarının ve toplumun cinsel sağlığının korunmasında sorumlulukları vardır. Bu alandaki STK, ön yargılara karşı toplumun doğru bilgilendirilmesinde işbirliği içinde çalışmalı ve her çeşit ayrımcılığa dayanışma ile karşı çıkmalıdır. Kaynaklar;
- “Cinsel çeşitlilik; Yönelimler,Politikalar, Haklar ve İhlaller”, Vanessa Baird, Metis Yayınları, İstanbul, 2003.
<******>******>
- “CİNSEL KİMLİK FARKLILIKLARI”, Şahika Yüksel, Psikiyatri Ders
Notları.Yayına Hazırlayan Adam E, Yazıcı O, Tükel R Istanbul 1998
- “Bir Alan Araştırması; Eşcinsel ve Biseksüellerin Sorunları”, Lambdaistanbul, İstanbul, Mart 2006.
- “Textbook of Homosexuality and Mental Health”, Ed: Robert P. Cabaj, Terry S. Stein, American Psychiatric Pres, Washington,DC, 1996.
|
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
6.24.2007 - BASKIN ORAN'ın SEÇİM BİLDİRGESİ |
RENGÂRENK TÜRKİYE ZENGİN TÜRKİYE’DİR
Devlet, vatandaşların farklı kimlikleri olduğunu kabul etmelidir. Barış ve kardeşlik bu yolla sağlanır.
Gerçek demokrasilerde vatandaşlar etnik kimliklerini gizlemek zorunda kalmadan eşit olarak yaşar. Ne yazık ki Türkiye’de bugün milyonlarca vatandaşımız anadillerini ve kültürlerini geliştirme hakkından mahrumdur.
Gerçek laik düzende din ve mezhep farkları vatandaşların eşitliğini hiçbir şekilde etkilemez. Ne yazık ki Türkiye’de gayri Müslim vatandaşlarımız yabancı veya misafir muamelesi görmektedir. Alevi kimliği dışlanmaktadır. Türkiye gerçek anlamda laik değildir.
Çağdaş demokrasilerde kadınlar, karar organlarına eşit oranda katılırlar; erkek eline bakmazlar.
Eşcinsellere ayrımcılık yapılmaz; travestiler kamu yaşamından dışlanmaz.
HEPİMİZ HEPİMİZ İÇİN
Türkiye’de farklı diller konuşan, farklı dinlere, farklı mezheplere, farklı kültürlere mensup insanlar yaşar. Gerçek demokrasiler onların bir arada yaşamasına imkân sağlar.
Ne kendi vatandaşımızla çatışmak ne de başka ülkelerle savaşmak istiyoruz!
Vatandaşları birbirine düşman eden zihniyeti reddediyoruz.
Dışlanmış ve ezilmiş toplumsal kesimleri bu durumdan kurtarmak için daha fazla hak ve imkân sağlanmalıdır.
Türk Kürt’ü, Kürt Ermeni’yi, Ermeni Roman’ı, Roman Çerkes’i, Çerkes Alevi’yi, Alevi işsizi, işsiz eşcinseli savunacak. Hedef budur!
GERÇEK EŞİTLİĞİN SESİ
“Eziliyorum, dışlanıyorum, susturuldum,” diyen herkesin; hukuk, adalet, demokrasi bekleyenlerin, özgür birey olarak yaşamak isteyenlerin sesini Meclis’e Baskın Oran taşıyacak.
Çıkar gruplarına değil mantığa, vicdana ve size bağlı bir milletvekili olarak sesinizi Meclis’te duyuracak.
Meclis’te sesin çıksın, sesin Meclis’te yankılansın.
KÜRT SORUNUNU İNSANİ YAKLAŞIM ÇÖZER!
Sokakta çalışan çocuklar, Güneydoğu’da boşaltılan köylerden göç eden Kürt ailelerinin yoksulluğunu ve mağduriyetini yüzümüze çarpıyor. Hiçbir sosyal güvence olmadan yerlerinden edilmiş insanların acılarına devlet yıllardır duyarsız kaldı. Bir an önce bu durum düzeltilmelidir.
Kuzey Irak’a, ABD ve oradaki Kürtlerin desteğiyle 27 defa operasyon yapıldı; bir sonuç alınamadı. 27 yıldır Güneydoğu’da şiddet ve çatışma hüküm sürüyor. Bu sorun, askeri yöntemlerle ve özgürlükleri kısıtlayarak çözülemez. Sivil ve barışçı bir yaklaşım gereklidir.
İnsan onurunu koruyan, sosyal ve siyasi hakları güçlendiren hamlelere ihtiyaç var. Şiddet ve terör ortamı böyle engellenir.
Yerel yönetimler düzeyinde çok dillilik ve kültürel hakların tanınması Kürt vatandaşlarımız için temel önemdedir.
Birbirimizin acılarını ve kaygılarını anlamalıyız. Silah, tehdit ve şiddetle sorunların çözülemeyeceği acı deneyimlerimizle anlaşılmıştır.
SİVİL ANAYASA LAZIM!
Siyasi krizlerden ve darbe tehditlerinden kurtulamıyoruz. Bunun temel nedeni, 12 Eylül Anayasası ve onun belirlediği hukuki çerçeve.
12 Eylül Anayasası topluma güvensizliği yansıtıyor. Yurttaşı değil, devleti koruyor. Askeri vesayeti pekiştiriyor. % 10 seçim barajıyla temsilde adaleti engelliyor. Yargı ve üniversite özerkliğine imkân vermiyor.
Bu Anayasa, siyasal yaşamın üzerine giydirilmiş bir deli gömleğidir.
Cumhuriyet, insan hakları ve demokrasiyi geliştirerek güçlenir; vatandaşa baskıyı geliştirerek değil! İnsan hakları, çağdaş yaşamın en temel göstergesidir.
Ne yazık ki, ülkemizde insan hakları ağır biçimde ihlal ediliyor. Toplumsal mutabakatla hazırlanacak yeni, sivil, demokratik bir anayasaya acilen ihtiyacımız var. Darbe anayasası değil, sivil anayasa!
Baskın Oran, Meclis’te hukuk devletini, demokrasiyi ve insan haklarını savunacak.
ABD EMPERYALİZMİNE HAYIR!
Bush yönetimi dünyanın başına beladır. ABD’nin komşularımıza müdahale etmesini kabul edemeyiz.
Terörü engellemek için Ortadoğu’da barışa; barış için Filistin devletinin gerçekten kurulmasına ihtiyaç var.
Dünyadaki adaletsizliğe karşı barıştan ve demokrasiden yana olan sivil hareketler direniyor.
Irak’a işgal kararını reddeden TBMM, bu çizgisini devam ettirmelidir.
EKONOMİ BÜYÜYOR AMA SORUNLARIMIZ DA BÜYÜYOR
Bu büyüme insan dostu değil!
Yoksulluk azalmıyor - Çalışıp çabalayıp yoksul kalanlar artıyor. - Nüfusun % 26’sı göreli yoksulluk sınırı altında. - Çocuklarımızı % 34’ü yoksul aile çocukları. - Kendi hesabına çalışan kadınların % 32’si yoksul.
Bu büyüme emek dostu değil!
Sendikalar öcü sayılıyor; taşeronlar marifetiyle çalışanların sosyal hakları yok ediliyor. Emekçi, emekçinin rakibi kılınıyor. İşçi işçinin kurdu yapılmak isteniyor. Üniversite mezunu, işsiz; işçi, sendikasız; çalışan sigortasız; köylü, çaresiz.
Bu mudur ekonomik büyüme?
BU BÜYÜME ÇEVRE DOSTU DEĞİL
- Sera gazı emisyonunun en hızlı arttığı ülkeyiz. - Göllerimiz kuruyor. - İklim değişikliği dünyada belki milyarlarca insanı, birçok canlı türünü yok edecek. - Bu felaketler en başta yoksulları etkileyecek. - Bir an önce enerji tasarrufuna yönelik önlemler almalıyız; enerji verimliliğini sağlamalıyız, yenilenebilir enerji kaynaklarını değerlendirmeliyiz. - Susuzluk İstanbul’da hayatı tehdit ediyor. - Depreme karşı kapsamlı tedbir alınmıyor. Yüz binlerce İstanbullunun hayatı tehlikede.
Bu Büyüme Kültür Dostu da Değil
İstanbul ile ilgili kentsel projeler, yaşayanların hayatlarını kolaylaştırmaya yaramıyor; kâr ve rant hırsına peşkeş çekiliyor. Kentimizin simge yapıları gökdelen ve çarşı projelerine kurban ediliyor. Kültürle ilgili kamu kurumları çalışmaz hale getirildi.
Baskın Oran, İstanbul’da yoğunlaşan bu sorunların takipçisi olacak.
HER ŞEY SATILIK!
Kentimiz satılıyor! İstanbul, “kentsel proje” adı altında talan edilip dev bir alışveriş merkezine dönüştürülüyor. Çocuklarımız satılıyor! Yarış atı haline getirilen çocuklarımız okuyabilmek için dershaneleri besliyor; aileler özel okullara milyarlar akıtıyor. Sağlığımız satılıyor! Kamu sağlık kurumları çökertildi. Sağlık, bir insan hakkı değil, alınıp satılır bir piyasa malı haline getirildi. Kontrolsüzce çoğalan özel hastaneler, birer para kapma yuvası haline dönüşüyor.
Baskın Oran, ekonominin amacının paraya, borsaya ve IMF’ye değil, insana hizmet olduğunu Meclis’te savunacak.
BİREY’E DOKUNULMAZ!
Kamu görevlisinin kılık kıyafeti devletin kurallarına bağlıdır. Vatandaş bu kuralların dışındadır!
Kamu hizmeti alan ve kamu hizmeti veren ayrımını herkesin anlaması lazım!
Türban takan üniversite öğrencisi hizmet alan kişidir; eğitim hakkı engellenemez!
Üniversite öğretim üyesi türban takamaz, öğrencisi takabilir.
İnsan’ın üzerinde devletin ve cemaatin tahakkümü kabul edilemez.
|
| • 2 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
3.26.2007 - İLgiLeNDikleriM-Göz AttIkLaRIm vs. |
İLGİLENDİKLERİM
• İnsan Hakları Derneği • Uluslararası AF ÖRGÜTÜ • Savaş Karşıtları • Düşünce Suçuna Karşı Girişim • İnsan Hakları Ortak Platformu • HERKES EŞİT ve FARKLI • MAZLUMDER • Helsinki Yurttaşlar Derneği • Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu • ÖZGÜR ÜNİVERSİTE • Kadının İnsan Hakları • AMARGİ • KAZETE • Uçan Süpürge • KA-MER • KA-DER • Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı • MOR ÇATI • Kaos GL • Lambda İstanbul • GÜNDEM ÇOCUK • Çocuk Hakları Koalisyonu • EĞİTİM-SEN • DİSK
• KESK
GÖZ ATMAYA DEĞER OLANLAR
• TEMA • AÇIK RADYO • Bağımsız İletişim Ağı • RADİKAL Gazetesi> • EVRENSEL Gazetesi • İstanbul OYUNCAK MÜZESİ • BANU TAYLAN'ın DUKKANI • DEVIANTART Şafak • EKİN SU DUGAN • DUGAN BİLGİSAYAR • EKŞİ SÖZLÜK • OKUYAN US YAYINEVİ
ECRI’nın Tavsiye Kararlarının Çevirisi
ECRI (Avrupa Konseyi Irkçılık ve Hoşgörüsüzlükle Mücadele Avrupa Komisyonu )
Avrupa Konseyi Irkçılık ve Hoşgörüsüzlükle Mücadele Avrupa Komisyonu (ECRI), Uluslararası Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Günü , dolayısıyla bugün okullarda ve eğitim yoluyla ırkçılık ve ırk ayrımcılığı ile mücadele konulu ; 10 No'lu Genel Politika Tavsiyesi'ni yayınladı.
Tavsiye Kararı'nda üye ülkelere (1) herkes için zorunlu, ücretsiz ve kaliteli eğitimin garanti altına alınması, (2) okullarda ırkçılık ve ırk ayrımcılığı ile mücadele edilmesi ve (3) eğitimcilerin çokkültürlü bir ortamda çalışabilmeleri için eğitilmesi için 40 somut önlem alınması öneriliyor.
Tavsiye kararının tüm maddelerinin türkçe çevirisi ;
I. Herkes için zorunlu, ücretsiz ve kaliteli eğitimin garanti altına alınması,
1. Sivil toplum örgütleriyle birlikte okul sistemindeki azınlık gruplardan gelen çocukların eğitime devam-eğitimlerini tamamlama ve okuldan ayrılma oranları açısından, istatistiki veriler toplamayı, durumları üzerinde çalışmalar/ incelemeler yapmayı , sonuçları iyileştirmeyi üstlenmeli,
2. Bunları çözecek politikalar ortaya koymak için ; azınlık gruplardan gelen öğrencilerin okul çevresinde karşılaştığı sorunları belirlemede gerekli bilgileri toplamalı.
3. Okul sisteminde eşit tabanlı, ulusal ve bölgesel düzeyde, ilgili azınlık gruplarla işbirliği içinde ve azınlık gruplardan gelen öğrencilerin tam katılımıyla yeni-sürekli politikalar tasarlamalı ;
a. Bir yükümlülük olarak, okullarda eğitimde eşitliği teşvik edilmesini sağlayarak ,
b. Belli okullarda temsil edilen azınlık gruplardan gelen çocukların menfaatlerini en iyi şekilde gözetecek şekilde, sosyo-ekonomik boyutunu da (iş ve barınak) göz önünde bulundurarak ; ilgili tüm taraflarla görüşme/ müzakere düzenleyerek ,
c. Amaçlanan makul kriterleri sağlamada, çocukların menfaatleri için gerekirse , belirli durumlarda azınlık gruplarından gelen çocuklara yönelik kısa süreli hazırlık sınıfları için düzenlemeler yaparak,
d. Azınlık gruplardan gelen çocukları ayrı/tecrit edilmiş sınıflara yerleştirmekten kaçınan politikalar sergileyerek,
e. Okulda , azınlık gruplardan gelen hedef öğrencilere, öğrencilerin velilerine ve eğitim personeline; onların bilinç düzeylerini arttıracak çok çeşitliliği destekleyen politikalar ortaya koyarak,
f. Okul sisteminde ırkçı ayrımcılığa (ırk ayrımcılığına ) maruz kalmamış , azınlık gruplarına dahil her seviyeden eğitim personeli toplanmasını /devşirilmesini/oluşmasını sağlayarak,
g. Azınlık öğrencilerinin ailelerine, alınması planlanan özel tedbirlere ilişkin bilgi ve onay alınmasını sağlamakla,
h. Azınlık gruplarından gelen öğrencilerin velilerine , yaygın dili bilmemeleri halinde, eğitimcilerle iletişim kurabilmeleri için ; olanaklar dahilinde çevirmenlik servisi ve/veya dil kursu sağlayarak ,
i. Azınlık gruplarına dahil öğrencilerin velilerinin okul karar alma mekanizmalarında(okul aile birlikleri vs.) ve faliyetlerinde tam katılımlı bir şekilde yer almasını sağlayarak,
j. Gereken yerde, okul arabulucularından veya bölgesel , ulusal yada NGO (National Gover..…..) arabulucu servislerinden yardım alarak azınlık öğrencilerinin okula alışmasına; aileriyle okul yöneticileri arasında sağlam ve iyi bir diyalaog gelişmesine yardımcı olarak .
II. Okullarda Irk ayrımcılıgına Karsi Mucadele edilmesi;
1. Okullar ırk ayrımcılıgına karsi mucadele ve farkliliklara saygi gosterilmesi konularinda isbirligi icinde olmakla yukumludurler. Bunun saglanabilmesi icin:
a) Öğrenci ya da personel ayrimi gozetmeksizin kalici politikalar benimsenmeli;
b) Okullardaki ırkçı eylemlerin tespit edilebilmesini saglayacak sistemler ve bunlarla mücadele için bilgi tutanaklari ve uzun vadeli politikalar olusturulmali;
c) Irkçı eylemlerle mucadele edebilmek amaciyla fiziksel saldırı icermeyen eğitsel onlemler alinmali; örneğin, mağdur kisilerle ilgilenen kurum veya dernekler bunyesinde formel olmayan faaliyetler yapılmalı;
d) Siddet, tehdit ya da mala zarar verme gibi eylemlere karsi okuldan uzaklaştırma ya da atma gibi cezai yaptırımlar uygulamaya konulmalı;
e) Tum okul personeline yonelik ırkçılığa ve ırk ayrımcılıgına karşı davranis yonetmelikleri tesis edilmeli;
f) Öğrenci ve velileri ırkçılığa karşı bilinçlendirmek amacıyla ırkçılığa karsi dayanışma gün veya haftaları, kampanyalar ve yarışmalar duzenlenmeli;
2. Tum toplumda ırkçılığın önlenebilmesinde okul eğitimi anahtar role sahiptir.
Bunun icin:
a) Anaokulundan başlayarak insan hakları eğitimi okul tedrisatinin bütünleşmiş bir parçası olmalı;
b) Okullarda din dersleri, bilimselliğin geregi olan tarafsızlık ilkesi ile yaklaşımı içinde olmalı;
c) Din derslerinin uygulandığı devlet okullarında, isteyen öğrenci bu dersten muaf kalabilmeli;
d) Şekilci, hosgörüsüz ve önyargılı unsurlar okul kitaplarından çıkarmalı;
e) Okul kitaplarındaki önyargılı ve hoşgörürüz unsurlara karşı tepki gostermelerini saglamak amaciyla, öğrenciler elestirel düşünmeye teşvik edilmeli ve bunun için gerekli becerilerin oluşturulması sağlanmalı;
f) Toplumdaki farklılığın ve çeşitliliğin yeterli düzeyde yansıtılabilmesini ve azınlıkların topluma olan katkılarının yer almasını sağlamak amacıyla okul kitaplari tekrar gözden geçirilmeli;
g) Kitap kalite ve içeriği düzenli bir biçimde denetlenmeli ve varsa ırkçı veya ayrımcı unsurların ayıklanması sağlanmalı;
h) Irkçılığa karşı daha etkin mücadele amacıyla öğrencilere internet becerileri kazandırılmalı (örneğin, ırkçı mesajlari onlemek icin yazılım filtreleme tekniklerinin öğretilmesi);
i) Egitim kalitesini denetlemekle yükümlü eğitim bakanlığı ve mufettişlik gibi kurumlar çalışmalarında ırk ayrımcılığı konusuna önem vermeli.
III. Çok kültürlü bir ortamda çalışacak öğretim kadrosu(eğitimciler) yetiştirilmesi amacıyla;
1. Onlara ; farklı altyapılardan gelen öğrencilerin ihtiyaçlarını yanıtlamak ve onları eğitmek üzere, öncelikli ve sürekli olarak tüm seviyelerde eğitim verin.
2. Onlara ;öncelikli ve sürekli olarak , Irkçılık ve ırk ayrımcılığıyla bu fenomenlerin kurbanı olan çocuklar üzerindeki zararlı sonuçlar açısından farkındalık yaratmak üzere eğitim sağlayın.
3. Onların yasal düzenlemelerle ulusal düzeyde ayrımcılık karşıtı eğitim almalarını temin edin.
4. Okulda onların herhangi bir dolaylı yada yapısal ayrımcılık içeren ; ırkçılık ve ırk ayrımcılığı olayıyla yüzyüze geldiğinde bunları bir an once ve etkin olarak tepki gösterebilecek şekilde eğitilmiş olmalarını temin edin.
5. Diğerlerine ilaveten , öncelikli ve sürekli olarak insan hakları ve ırk ayrımcılığına ilişkin davalarda/sorunlarda aşağıdakileri de kapsayan eğitim verin;
a) Uluslararsı ve Avrupa standartlarında,
b) Özellikle insan hakları için tahsis edilmiş eşitlik ilkesini içeren eğitim materyali kullanımı,
c) Etkileşimli ve katılımcı eğitim methotlarının kullanılması.
6. Eşitlik ilkesini de içeren insan hakları eğitimi için eğitimcilerin kullandıkları güncel metodları ve deneyimlerini de paylaşabilecekleri mesleki eğitim alabilecekleri bir çerçeve oluşturun.
IV. Yukarıda ele alınanlar için ve bunların düzenli olarak denetlenmesini ve etkilerinin değerlendirilmesini ve gerekiyorsa yeni ayarlamalar yapılması için gerekli finansal kaynak sağlayan politikalar üretin. |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
|
B. ŞaFAk dUgaN
Tüm insanların EŞİT olduğu, özgürlüklerin yokedilmediği, düşüncenin ve üretmenin yasaklanmadığı, FARKLI olana önyargıyla yaklaşılmayan, her tür ayrımcılığın ortadan kalktığı , sevgi ve barış dolu bir yaşamı kurmak hepimizin elinde....
Tüm insanların EŞİT olduğu, özgürlüklerin yokedilmediği, düşüncenin ve üretmenin yasaklanmadığı, FARKLI olana önyargıyla yaklaşılmayan, her tür ayrımcılığın ortadan kalktığı , sevgi ve barış dolu bir yaşamı kurmak hepimizin elinde....
...................................
...................................
...................................
HRANT'I UnuTMaDIk!
• İzleyin

..............
...................................
|